22
SURİYE TARİHİ Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'nin askeri yönden önemli bir harekât merkezi olan Suriye, Mısır'da bulunan İngiliz askeri güçlerinin başlıca hedefi olmuştur. İ Bölgeye vali ve aynı zamanda Şam'da konuşlandırılmış olan Osmanlı IV. Ordu Komutam olarak Cemal Paşa atanmıştır. Cemal Paşa, bazı Arap liderlerinin İngilizler ve Fransızlar İLE işbirliği içerisinde olduğu gerekçesiyle oldukça sert politika izlemiştir. Lawrence, Cemal Paşa'nın politikalarını şöyle değerlendirmektedir; "Suriye'deki tüm sınıfları, koşullan ve inançları birleştirerek ortak bir sefaletin ve korkunun baskısı altına almıştı. Böylelikle de planlı bir isyanı mümkün hale getirmişti." Ancak Cemal Paşa kaygılarında son derece haklıydı, 27 Haziran 1916'da Şerif Hüseyin, İngiltere ile varmış olduğu mutabakata uygun olarak Türklere karşı ayaklanma başlattığım ilan edecekti. 1918'de Hicaz'da konuşlandırılan bir Arap ordusunun desteğiyle taarruz harekâtında bulunan İngiliz birlikleri, bölgeyi işgal etmiştir. İtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu Faysal, Şam'a girerek İngiltere'nin desteğiyle bölgede bir Arap hükümeti kurmuştur. Bu hükümet, Arap milliyetçi cenah arasında bağımsızlık yolunda atılmış ilk adım olarak nitelendirilmiştir. Savaş sırasında İngilizlerden bağımsızlık sözü almış Arap önderlerin Şam'da topladığı Suriye Kongresi, Faysal'ın

Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

  • Upload
    others

  • View
    1

  • Download
    0

Embed Size (px)

Citation preview

Page 1: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

SURİYE TARİHİ

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'nin askeri yönden önemli bir harekât

merkezi olan Suriye, Mısır'da bulunan İngiliz askeri güçlerinin başlıca hedefi olmuştur. İ

Bölgeye vali ve aynı zamanda Şam'da konuşlandırılmış olan Osmanlı IV. Ordu Komutam olarak

Cemal Paşa atanmıştır. Cemal Paşa, bazı Arap liderlerinin İngilizler ve Fransızlar İLE işbirliği

içerisinde olduğu gerekçesiyle oldukça sert politika izlemiştir. Lawrence, Cemal Paşa'nın

politikalarını şöyle değerlendirmektedir; "Suriye'deki tüm sınıfları, koşullan ve inançları

birleştirerek ortak bir sefaletin ve korkunun baskısı altına almıştı. Böylelikle de planlı bir isyanı

mümkün hale getirmişti."

Ancak Cemal Paşa kaygılarında son derece haklıydı, 27 Haziran 1916'da Şerif

Hüseyin, İngiltere ile varmış olduğu mutabakata uygun olarak Türklere karşı ayaklanma

başlattığım ilan edecekti. 1918'de Hicaz'da konuşlandırılan bir Arap ordusunun desteğiyle

taarruz harekâtında bulunan İngiliz birlikleri, bölgeyi işgal etmiştir.

İtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan

etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu Faysal, Şam'a girerek İngiltere'nin desteğiyle bölgede bir Arap

hükümeti kurmuştur. Bu hükümet, Arap milliyetçi cenah arasında bağımsızlık yolunda atılmış

ilk adım olarak nitelendirilmiştir.

Savaş sırasında İngilizlerden bağımsızlık sözü almış Arap önderlerin Şam'da

topladığı Suriye Kongresi, Faysal'ın Filistin'i de içine alan birleşik Suriye'nin kralı ilan etmesine

rağmen, İtilaf Devletleri San Remo Konferansı'nda Sykes Picot Anlaşması çerçevesinde Filistin'i

İngiliz, Suriye ve Lübnan'ı da ayrı ayrı Fransız manda yönetimine bırakmıştır.

Fransız Manda Yönetimi (l920-1946)

Fransızlar, Suriye'de dini ve etnik azınlıkları desteklemek suretiyle Arap

milliyetçiliğini zayıflatarak, konumlarını güçlendirmek için gayret sarf etmişlerdir. Bu

çerçevede, kuzeyde bir Alevi devleti, merkezde bir Sünni devleti ve güneyde bir Dürzi devleti

kurulması hedeflenmişti. Sadece Lübnan'da Hıristiyan bir devlet kurulmuş, Suriye’nin geri

kalanı etnik ve dini farklılıklar çerçevesinde beş ayrı otonom bölgeye ayrılmıştır. Bunlar; Cebel-i

Dürzi, Halep, Lazkiye, Şam ve İskenderun’dur.

Ekonomik ve siyasi alanlarda destek gören azınlıkların Fransız yönetimine sağlamış

Page 2: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

olduğu en önemli desteklerden biri bölgenin kontrolü için Fransızların kurduğu "Özel Doğu

Akdeniz Birlikleri" adlı yerli bir orduda görev almalarıdır. Bu durum, başta Nusayriler olmak

üzere, azınlıkların gelecekte Suriye ordusunda önemli mevkilere getirilmesine ve böylece siyasi

krizlerde rol oynamasına zemin hazırlamıştır. Üstelik bu durum Sünnilerin egemenliğini

ortadan kaldırarak, askeri darbelerle orduyu siyasi hayatın içine çekmelerine ve belki de, tek

bir mezhebe dayalı otoriter bir rejim kurmalarında da etkili olmuştur.

Kontrolü altındaki manda rejimleri içerisinde en çok Suriye'de zorlanan Fransızlar,

uygulamış oldukları baskı politikaları başta Dürzîler olmak üzere Nusayrilerin ve Bedevilerin

çıkardığı isyanlara dönüşmüştür. 1925'te, Halep ve Şam "Suriye Devleti" adı altında

birleştirilmiş, bir yıl sonra da Lübnan, Suriye'den ayrılarak Fransa'ya bağlı müstakil bir

cumhuriyet olmuştur. Alevi ve Dürzi yönetimleri ise 1936'ya kadar ayrı kalmışlardır. 1925-1927

arasında Fransa manda yönetimine karşı çıkan isyanlarda 6000'den fazla insan hayatını

kaybetmiştir. Direniş cephesinin kararlı politikası etkisini göstermiş ve 1928'e gelindiğinde

Fransız yönetimi ülkedeki milliyetçi örgütlerin çatısı konumunda olan Ulusal Grup Oluşumünu

tanımak zorunda kalmıştır.

II. Dünya Savaşı arifesinde ekonomik anlamda sıkıntılı bir dönem yaşamakta olan

Fransa kendi manda idaresindeki ülkelere karşı politikasında önemli değişikliklere gitmiştir.

1936 sonunda imzalanan anlaşmayla Haşim Attasi önderliğinde kurulan ulusal hükümet F'ransa

tarafından tanınmıştır. Suriye'nin bağımsızlığını tanıyan bu anlaşmayla Alevi ve Dürzi bölgeleri

Suriye'ye dâhil edilmiş, Lübnan ayrı bir devlet olarak kabul edilmiştir. Bu anlaşma, Fransa'ya

Suriye'nin dış politikasında belirleyici olma ve bölgede iki askeri üs bulundurma vb haklar

sağlamıştır. Fransa, Türkiye'nin isteği doğrultusunda İskenderun Sancağı'nın ayrı bir yönetime

kavuşturulmasını kabul etmiş, daha sonra Hatay Türkiye'ye katılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı'nın başlarında Almanya'ya teslim olan Vichy Hükümeti'nin

denetimindeki Suriye, ortak harekât düzenleyen İngiliz ve Özgür Fransa kuvvetleri tarafından

ele geçirilmiş ve ülkenin bağımsızlığı ilan edilmiştir. 1943'te yapılan seçimlerde Fransa karşıtı

Milli Cephe hükümeti oluşturularak Şükrü el-Kuvvetli Suriye Devlet Başkanı seçilmiştir.

Page 3: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

Temmuz 1944'te Sovyetler Birliği, Eylül'de ABD, ertesi yıl da İngiltere, Suriye ile

Lübnan'ı şartsız bir şekilde egemen devletler olarak tanımışlar ve Fransa'ya Suriye'yi boşaltması

için baskı yapmaya başlamışlardır.foy] BM Güvenlik Konseyi'ndeki uzun görüşmelerin ardından,

İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Suriye ve Lübnan'dan aynı anda çekilmesi konusunda

anlaşmışlardır. Fransa, 17 Nisan 1946'da tüm birliklerini Suriye topraklarından çekmiş

olduğunu uluslararası kamuoyuna ilan etmiştir. Böylece, Suriye'de 25 yıl boyunca devam etmiş

olan Fransız manda yönetimi sona ermiştir.

Suriye ve Baas Partisi

Baas Partisi, hemen hemen hepsi Batı eğitimi almış ve liderliğini Ortodoks Hıristiyan

Mişel Eflak'ın ve Selahaddin Bitar'm öncülüğünü yaptıkları Suriyeli bir grup Arap entellektüeli

tarafından, 1943 yılında Arap Yeniden Diriliş Partisi adıyla kurulmuştur.

Kaynağını ıç.yüzyıldaki romantik-halkçı Alman Nasyonalizm'den alan Baas ideolojisi

temelde iki ana teze dayanmaktaydı. Birincisi, tüm Arapların tek bir ulus olduğunu dile getiren

Arap Milliyetçiliği, İkincisi ise, Arap Sosyalizmi idi.

Baas, Suriye'nin siyasi hayatına az sayıda kentli büyük ailenin ve bunların çıkarlarını

dile getiren partilerin ya da önderlerin oluşturdukları gevşek birliklerin hakim olmasına karşı bir

meydan okumayı temsil ediyor;toplıımda hakim konumda olmayan sınıflardan ve büyük

ölçüde, Aleviler, Dürzîler ve Hıristiyanlar gibi Sünni Müslüman çoğunluğun dışındaki

cemaatlerin ilgisini cezbediyordu.

Sınıfsal konumlarıyla etnik kimlikleri örtüşeıı unsurların, bölge, aşiret ve mezhep

bağlarını kullanarak hem Parti içinde hem de orduda yapılanmaları ve bu yolla iktidara gelme

süreçleri Suriye siyasetini derinden etkilemiştir.

Askeri Darbeler (1949-1970)

Bağımsızlığını kazandıktan kısa bir süre sonra Suriye, art arda gelen askeri darbeler

sonucunda radikal değişikliklere maruz kalmıştır. Söz konusu askeri darbeler zincirinin ilki 30

Mart 1949'da Sünni bir general olan Hüsnü Zaim önderliğinde gerçekleşmiştir. CIA tarafından

da desteklenen darbe sonrasında Zaim, kendisini Cumhurbaşkanı ilan etmiş ve parlamentoyu

feshetmiştir. Hatay'ın Türkiye Cumlıuriyeti'ne ilhakından sonra Antakya'dan ayrılan Hüsnü

Zaim, Türk dostu olmasıyla tanınmıştır.

Page 4: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

Zaim, 14 Ağustos 1949’da General Sami Hmnavi'nin önderliğinde bir karsı darbe ile

yönetimden uzaklaştırılmış ve idam edilmiştir. Sami Hmnavi’nin gerçekleştirmiş olduğu darbe

İngilizler tarafından desteklenmiştir. Sami Hınnavi iktidarı ele geçirdikten sonra yasaklanan

siyasi partilerin tekrar faaliyete geçmesine ve seçimlerin tekrar yapılmasına izin vermiş olsa da

siyasi yasamın arka planında ordu bulunmaktaydı. 19 Aralık 1949'da Albay Edip Çiçekli, Irak ile

birleşme fikrinin işlerlik kazandığı bir dönemde, Irak ile ülke çıkarları aleyhinde işbirliği yaptığını

iddia ettiği Sami Hinnavi'ye karşı darbe düzenlemiştir. Darbenin lideri olan, Edip Çiçekli 1951'de

Suriye Genelkurmay Başkanı olmuş, ardından Yüksek Harp Konseyi tarafından Devlet

Başkanlığı'nı ilan etmiştir. Edip Çiçekli, seleflerinin iktidarları dört ve altı ay gibi çok kısa süreler

devam etmiş olmasına rağmen Suriye gibi bir ülkede dört yıl gibi uzun sayılabilecek iktidar

sürmüştür. 10 Temmuz 1953'te yapılan referandumda Cumhurbaşkanı seçilnıiştir.

Albay Faysal El-Atasi öncülüğündeki darbe ile Edip Çiçekli'yi 25 Şubat 1954'te

iktidardan uzaklaştıracak siyasi zeminin oluşmasında Baas Partisi önemli rol oynamıştır.

Çiçekli'yi iktidardan uzaklaştıran askeri darbe sivil bir yönetimi iş basına getirmiş, yapılan

seçimlerden sonra muhafazakâr yapıdaki Millet ve Halk Partileri koalisyon kurarak iktidara

gelmiştir.

Muhafazakâr partilerin iktidarda olduğu 1955-1957 yıllarında radikal siyasi akımlar

giderek güçlenmiş; özellikle, Arap Birliği, Batı karşıtlığı, Sovyetler Birliğine yakınlaşma,

ekonomik ve siyasi alanlarda iyileştirmeler gibi talepler, Baas Partisi, Arap Sosyalist Partisi ve

Komünist Partiyi bir araya getiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan temel etkenler

olmuştur.

Baasçılar bu dönemde ülkede iktidarı ele geçirmek için yoğun çaba harcamışlardır.

Siyaset ve ordu içinde nüfuzlarını arttırmak amacıyla, bir taraftan yeni kurulan hükümetleri

protesto ederek iktidardan çekilmelerini sağlamışlar, diğer taraftan Genel Kurmay Başkanı'nın

istifa etmesinde önemli rol oynamışlardır.

Birleşik Arap Cumhuriyeti ( 1958-1961 )

1 Şubat 1958'de Mısır ve Suriye'nin birleşmesiyle Birleşik Arap Cumhuriyeti(BAC)

kurulmuştur. Suriye'deki hemen hemen bütün siyasi yapılar birleşme fikrine destek verdiyse de

başı çeken Baas Partisi olmuştur. Kısa bir süre sonra birlik içerisinde huzursuzluklar baş

göstermiştir. Huzursuzluğun kaynağı, bu birliktelik veya ortaklıkta ağırlığı oluşturan Mısır'ın

Page 5: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

uyguladığı bazı politikalardı. Mısır, Suriye'nin içişlerine müdahalede bulunmuş, Suriyeli

politikacıları yönetimden uzaklaştırmış ve çıkarılan sosyalist kanunlarla orta sınıfın çıkarlarını

tehdit etmiştir. Bütün bunlar, birliğe karşı milliyetçi bir muhalefetin güç kazanmasına neden

olmuştur.

Eylül 1961'de Albay Kerim el-Nahlavi liderliğindeki Şamlı Sünni subayların

gerçekleştirdikleri darbe ile Birleşik Arap Cumhuriyeti sona ermiştir. Darbeyi gerçekleştiren

subaylar, darbeyi planlarken, kendileriyle aynı mezhep ve bölgeden gelen subayları stratejik

noktalara atamaları dikkat çekicidir.

Baas Partisi'nde iktidar Mücadelesi ( 1961-1970)

Bu darbenin hemen sonrasında Suriye siyasetine egemen olan ve 1963 yılına dek

yönetimde bulunan Ayrılıkçı rejim, BAC döneminde uygulamaya konulan politikalardan ve Baas

Partisi'nin 1940'larda ve 1950'lerde ortaya koyduğu ideolojiden tam anlamıyla bir kopuşu

simgelemekteydi. 1962 yılında "Ayrılıkçı Rejim"e karşı gerçekleştirilen başarısız bir darbe

girişiminin ardından, 1963'teki askeri darbeyle Baas Partisi iktidara geldiyse de ,yeni yönetim

de başarısız darbe girişimleriyle karşı karşıya kalmaktan kurtulamadı. 1966 yılında Baas

Partisi'nin bölgecilerin ağırlıkta olduğu radikal kanadı, birçok tasfiyeyle ve mezhep-bölge-aşiret

bağlarını kullanarak yeni bir darbe gerçekleştirdi. Böylece, 1960'ların başından beri Baas

Partisi’nin sosyalizme öncelik verecek şekildeki ideolojik dönüşümüne son noktayı koydu; Baas

Partisi iktidarının radikal evresini (Neo-Baas dönemini jbaşlattı. Dolayısıyla Parti'de 1963-1970

döneminde, eski kuşak milliyetçi Baasçılardan, radikal sosyalist Baasçılara doğru bir kayma

yaşandı.

Hafız Esad, Salah Cedid ve Muhammed Ümran gibi Nusayri kökenli subayların

başını çektiği "Neo-Baasçı" grup, kendisini, orduyla sembiyotikfortak yaşaınsaljilişkiler kurduğu

oranda askerler arası rekabetten, parti içi iktidar mücadelesinden ve karşı darbeden

koruyamadı. Kırsal kökenli azınlıkların Parti'de belirleyici konumuna gelmeye başlamalarıyla da

iktidar mücadelesine, önce Aleviler tarafından Sünnilere karşı mezhep bağlarının, ardından da

azınlık mensuplarının birbirleriyle mücadelesinde bölge ve aşiret bağlarının nüfuz ettiği

görüldü.[53] Mezhep, bölge ve aşiret bağlarının iktidar mücadelesinde kullanılması, Sünni

Müslüman elitin Suriye'deki hâkimiyetini kırmaya odaklanmış Baas ideolojisiyle örtüşmekteydi.

Kırsal kökenli azınlıklar kendi mezheplerinden, bölgelerinden ya da aşiretlerinden gelenler

Page 6: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

aracılığıyla yapılanmayı, Sünni Müslüman karşıtlığıyla mücadelede gerekli bir örgütlenme

modeli olarak görüyorlardı.

Neo-Baasçı Dönem ( 1966-1970 )

23 Şubat 1966'da, Selah Cedid ve Hafız Esad'ın liderliğini yaptığı neo-Baas grubu

askeri bir darbeyle iktidarı ele geçirdiler ve Nusayri subaylar, ilk kez ordu ve hükümet içerisinde

bu kadar etkili pozisyona gelmiş oldular.

Darbeci subaylar, sivil hükümetin başına Sünni cemaate mensup ve feodal bir

aileden gelen Nur al-Din Attasi'yi getirmişlerdir. Bu dönemde Baas Partisi'nin ve gizli servisin

kamu hayatı üzerindeki etkisinin yavaş yavaş arttığı gözlenmektedir.

Öte yandan, 1.966 darbesinden bir yıl sonra, İsrail ile yapılan ve yenilgi ile

sonuçlanan altı gün savaşları, Suriye'de iktidar alanında değişiklikler yaşanmasına neden

olmuştur. Yenilgi ile beraber, Mısır ve Suriye'deki radikal sosyalist rejim gözden düşmüştür.

Salah Cedid ve onun sivil hükümetteki temsilcisi olan Attasi yaşanan yenilgi sonrasında itibar

kaybederken, hükümette Savunma Bakanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevini yürüten

Hafız Esad güçlenerek öne çıkmıştır.

Dini ve Etnik Yapı

Suriye Devleti'nin nüfusu 22,5 milyon civarındadır. Suriye kültürel olarak önemli

ölçüde homojen olmakla birlikte etnik ve dini kimlik açısından büyük çeşitlilik sergileyen bir

ülkedir. Majör etnik grup %90-3 ile Araplardır, popülasyonun %9.7'sini ise Kürt, Ermeni ve

diğer gruplar oluşturmaktadır. [söjGenel olarak Şii mezhebinin Zeydilik, İmamiyeve İsmaililik

olmak üzere üç ana kolu vardır. Nlifusun çoğunluğu oluşturan Sünni-Araplardan ziyade azınlık

nüfusun yaklaşık % 12'sini oluşturan Nusayrileri iktidarda etkili oldukları için çoğunluk olarak

tanımlamak gibi bir çelişki karşımıza çıkmaktadır. Sünni çoğunluk ile heterodoks topluluklar

(Nusayriier, İsmaililer, Diirzîler) arasındaki ilişkiler geleneksel olarak dirıi-mezhepsel karşıtlıklar

üzerine inşa edilmiştir. Siinniler bu toplulukları genellikle sapkın, din dışı olarak görmüşler,

sosyal temastan sakınmışlardır. Sünni din âlimlerinin Şiilerin taşkınları dedikleri fırkalardan biri

olan Nusayrilik kendini Alevi olarak yani Şia'nın bir kolu olarak sunmaktadır. Dini bakımdan

%86 ağırlığı olan Müsliimanlar, %74 Sünni ve %12 Şii olarak ayrılmaktadırlar. Hıristiyanların

oranı % ıo, Dürzilerin oranı %3'tür.

Page 7: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu
Page 8: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

Nusayrilik Nedir?

Türkçede genellikle Nusayri ya da daha az kullanımıyla Ansayri adlarıyla ve Arapça

kaynaklarda "An Nusairieyeh" olarak bilinen Arap Alevileri, Batı literatüründe değişik terimlerle

ifade edilmektedir. Değişik kaynaklarda Nusayriier, Assassins, Assassini, Nazaraei, Nazarenes,

Nassariens gibi terimlerle de ifade edilmektedirler.

Topluluğun adlandırmasında bir diğer önemli nokta, ana dildedir. Bu kesimlerde ise

"Arap" adlandırması görülmekte, ancak dil referanslı adlandırmaya inanç mutlaka eklenmekte,

bunun sonucunda Arap Alevi şeklinde bir kavram ortaya çıkmıştır.

Louis Massignon bu kelimenin kökenine ilişkin beş ayrı kaynak belirtmektedir.

Bunlar şöyledir;

1. “Nasrani” (Hristiyan) kelimesinden hareketle Latince 'nazerini' kelimesinin bozulmuş şekli,

2. “Nâsurâya” Küfe yakınlarında bir köy,

3. “Nisbe” Nusayr uydurma Şii şehitlerinden biri olup ya 'Ali'nin oğlu ya da onun azatlısı,

4. “Nasrani” (Hristiyan) kelimesi,

5. Nusayrîliğin de kurucusu sayılan Muhammed bin Nusayr ismi.

Nusayri kavramının kökeni konusunda ileri sürülen bir yaklaşıma göre,Fransız

manda yönetimi sırasında bu kavramın yerini Alevi (Alawi) teriminin aldığı ve Türkiye'de

kullanılan Alevi kavramının da Suriye'deki Nusayrîlerin 'Alevi' olarak tanımlanması sonrasında

ortaya çıktığı belirtilmektedir.Diğer bir yaklaşıma göre, 1980'lerde Suriye'deki Sünni çevrelerce

başlatılan ve bu topluluğun İslam içi mi yoksa dışı mı olduğu tartışmalarında topluluğun

Müslüman olmadığını ima etmek isteyenler 'Nusayri' kavramını kullanırken, topluluğun O11 İki

İmam Şiiliğine bağlı Müslümanlar olduğu fikrini benimseyenler 'Alevi' kavramını kullanmayı

tercih etmektedirler. Üçüncü bir yaklaşıma göre, Nusayri, Nusayra Dağlan'nın isminden

gelmektedir.

Nusayrilik, genel olarak Şiiliğin bir kolu olarak kabul edilmektedir. Şiilik, kendi içinde

ana iki akıma ayrılmış durumdadır; bu akımlardan birincisi, Batmilikve İsmaililik olarak da

adlandırılan Yedi İmam Şiiliği; İkincisi ise Caferilik ya da İmamilik olarak da adlandırılan ve

bugün İran'da egemen olan On İki İmam Şiiliği'dir. Nusayrilik, Yedi İmam Şiiliğine daha yakın

olmasına karşın, imamlık silsilesini on iki imamla sınırlandırdığı için On İki İmam Şiiliği içinde ya

da bu iki ana Şii akımın özgün bir birleşimi olarak değerlendirilmektedir.

İster Alevilik inanç yapısı içerisinde değerlendirilsin, ister Şiiliğin bir kolu olarak ele

Page 9: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

alınsın Nusayrîliğin kendine özgü bir sosyal yapısı olduğu görülmektedir. Toplumsal yapıda

birbirinden farklı aşiret konfederasyonları ve bunları oluşturan kabile/alt aşiretler olduğu gibi

farklı sınıflar ve dinî gruplar da bulunmaktadır. Nusayrîler, dört büyük aşiret veya aşiret

konfederasyonlarına ayrılmaktadır. Bunlar; Klıayyatin, Haddadin, Kalbiya ve Matavira'dır.

Nusayri topluluğu üç sınıftan oluşmaktadır. Bunlar; dinî liderler, toprak sahipleri ve Nusayri

topluluğudur.

Nusayriler, Suriye'de Halep, Şam, Lazkiye, Basit, Tartus, Hama ve Humus gibi

kentlerde yaşamaktadırlar. Bugünkü Suriye sınırları içinde yaşayan Nusayrîler, politik ve askerî

elitinin çoğunluğu Haddadin aşiretine mensupturlar. Yeni sayımlara göre Nusayriler, 20

milyona yakın Suriye nüfusunun %l8- 21'ini oluşturmaktadırlar. Ancak bunun tam olarak

bilinmesi pek mümkün olmamaktadır çünkü Suriye'de etnik kimliklerin nüfusunu öğrenmeye

çalışmak neredeyse tabu halindedir. Suriye dışında, Irak, İran, Ürdün ve Afganistan'da belirli

kesimlerin Nusayri inancını sürdürdüğü bilinmektedir. Filistin'de (Batı Şeria) de

azımsanmayacak oranda Nusayri yaşamaktadır. Arabistan'da ise gizlice inançlarını sürdüren

Nusayri kabilelerinin olduğu bilinmektedir.

Fransız Manda yönetiminde, kendilerini Hristiyanlığm kaybolmuş bir kolu olarak

gösteren Nusayrîler, Pan-Arabizm popüler olduğu zaman bu akımın en büyük savunucusu

olmuşlardır. Ardından Hafız Esad döneminde kendilerini Şiîlerin on ikinci kısmı olarak

tanıtmışlardır. Diğer bir ifade ile Nusayriler, oportünist bir tavır sergileyerek, popüler gündemi

takip etmişlerdir.

Hatay'ın Türkiye'ye ilhakı noktasında, burada yaşayan Nusayrîlerin tercihlerini

Türkiye katılma yönünde kullanmalarına etki ederken, diğer taraftan da Suriye'deki Baas rejimi,

Arap milliyetçiliği, yoksulluk gibi parametrelerde bu sürece etki etmiştir. Bu dönemde

Suriye’de yaşayan Nusayrîler, sosyoekonomik düzeyleri bakımından toplumun en yoksul ve en

az eğitimli olan sınıfı arasında yer almakta idiler.

Bugün Türkiye'de yaşamakta olan Nusayri toplumunun etnik kökenleri referans

alınarak Arap millî kimliği ile aynileşme içinde olduklarını söylemek mümkün

görünmemektedir. Bu topluluğun üyeleri Arap kültüründen ziyade Türk kültürü içinde

yaşamakta, bu kültür içinde sosyalleşmekte, her türlü üretim ve hizmetlerini bu kültür içinde

yapmaktadırlar.

Page 10: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

Nusayrilik, Hafız Esad ve Baas Partisi (1970-1991)

Hafız Esad, 13 Kasım 1970'de Salah Cedit yönetimine karsı askeri darbe yaparak

iktidarı ele geçirmiştir. H.Esad, rejimin milliyetçi sosyalist çizgisini değiştirmek niyetinde değildi.

Sadece "Düzeltme Hareketi" (Hareketü'l Tashih) ile rejimi restore etmek istiyordu. yapılan

referandumda oyların %99,2’sini alan H.Esad Suriye'nin ilk Nusayri kökenli Devlet Başkam oldu.

Rejimi güçlendirmek ve potansiyel muhalefeti etkisiz hale getirmek içirı 7 Mart 1972'de Ulusal

İlerici Cepheyi kurdu. Esad rejimine hukuki zemin kazandıran Suriye'nin kalıcı anayasası, Mart

1973'te yapılan oylamaya katılanlarm %97,6'hk bölümünün desteğini alarak yürürlüğe girdi. 12

Mart 1971'de Suriye'de 1970-2000 yılları arasında, çerçevesini ve merkezini Hafız Esad'ın

belirlediği rejim, hassas siyasal ve toplumsal dengeler üzerine kurulmuş ve istikrarı yakalamış

"Esad usulü bir totalitarizm" olarak adlandırılabilir. Devlet Başkanlığı, parti genel sekreterliği ve

silahlı kuvvetler başkomutanlığı makamları, Esad'ın kişiliğinde, tüm devlet ve toplum

kurulularını boydan boya kaplayan gayet karmaşık çıkar ilişkileri ağının merkezinde yer

alıyordu. Başkanlık monarşisinde yoğunlaştırmak için bir akraba ve mezhep dayanışması

kombinasyonundan, Leninist parti sadakatinden ve bürokratik yönetimden de yararlandı. Esad

aynı zamanda iktidarı bir Esad'ın yakın çevresinde ona sadakatle bağlı siyasi ve askeri bir

seçkinler sınıfı yer alıyordu.

Otoriteyi ve iktidar araçlarını tekellerinde bulunduran bu seçkinleri içinde

barındıran ve devletin güç merkezi olan kurumsal yapı, Baas Partisi, Suriye Güvenlik Güçleri

(Suriye ordusu ve istihbarat kurumlan) ve güçlü bir devlet bürokrasisinden oluşuyordu.

Nusayri azınlığın temsilcisi olarak Esad'ın oluşturduğu rejimin toplumun her

kesiminden destek alan geniş bir halk tabanına sahip olabilmesi Baas'ın etkin kullanımına

bağlıydı. Ülkede Arap etnik kimliğine sahip olmayan unsurları parti içine çekmek ve daha geniş

kitlelere hitap edebilen bir ideolojik söylemle mümkün olabilirdi. Bu dönemde Sünni

Müslüman çoğunluğun alt sınıftan gelenlerine özel ilgi gösterilmiş, Arap olmayan Kürtler,

Çerkezler ve Ermeniler de parti kadrolarına kabul edilmiştir. Kardeşlerin eski üyeleri ve kırsal

kesimdeki yerel liderleri bile partiye kabul etmiştir. 1970 yılından sonra kapılarını tamamen

halka açan Baas Partisi, Müslüman Suriye'de, rejimlerin ve iktidarların varlığını sürdürmesinin

temel dayanağı Suriye Ordusu idi. Ayakta kalması, sağlamlığı ve politikalarının kesintisiz

devamının garantiye alınması için şarttı. Suriye'de ordunun tam anlamıyla kontrolü, Esad

rejiminin Esad, Sünni çoğunluktan gelecek tepkileri hafifletmek, Nusayri azınlığa dayalı bir

Page 11: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

devlet yapılanmasına gitmediğini ve ulusal bir lider olduğunu kanıtlamak için kabinede, orduda

ve partideki elit sınıfa Sünni Müslümanlardan birçok ismi dâhil etmiştir. tutuyor gözükse de

Nusayri subaylar rejimin en önemli kontrol aygıtları olan istihbarat ve güvenlik örgütlerini

yönetmekteydi. Hafız Esad'ın çevresindeki Nusayri subaylar "Baronlar" olarak adlandırılıyordu.

Suriye kabinesinde ve ordunun iist düzeyindeki bazı mevkileri Sünniler ellerinde

50’li yılların ortalarından itibaren petrol fiyatlarının düşmesi, yolsuzluk ve rüşvetin

artması, ülkenin uluslar arası platformdan izole edilmesi ve döviz sıkıntısı gibi sorunlara;i99o'lı

yılların başında Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Doğu Blok'u ülkelerinden gelen dış yardımların

kesilmesi durumu da eklenince, Esad, ülkeyi bu sıkıntılı ortamdan kurtarmak için pragmatik bir

karar almış ve Batı'ya yakınlaşma politikasına yönelmiştir. Bu çerçevede, Irak'a karsı yürütülen

I.Körfez Savaşı sırasında ABDTıin yanında yer alan Suriye, Irak’a Barış Gücü nezdiııde asker

göndermiş ve karşılığında körfezdeki Arap ülkelerinden parasal yardım almıştır.

Hama Katliamı: 2 Şubat 1982

Hama kenti, din dışı olarak nitelendirdikleri Nıısayrilerin yönetimde hızla

kadrolaşmasını hedef alan Müslüman Kardeşler örgütünün merkeziydi. Örgütün 1980 yılında

Hafız Esad’ı hedef alan suikast girişiminin başarısız olması, şiddetlenmemiş olan Sünni

Müslüman-Nusayri çatışmasını çok ileri bir boyuta taşımıştır. Hafız Esad ilk tavrını

hapishanelerdeki Sünni Müslümanları öldürmekle göstermiştir. Sonraki süreçte örgüt üyelerine

karsı tavrını oldukça sertleştiren Esad, çatışmalara son noktayı, 2 Şubat 1982, Suriye

ordusunun bir bütün olarak katıldığı ve çoğunluğu Müslüman yaklaşık 38 bin kişinin (farklı

kaynaklarda ıo.ooo hatta 20.000 şeklinde de ifade edilmektedir) öldüğü Hama katliamı ile

koymuştur. Saldırılar sırasında kentteki camilerin önemli bölümü yerle bir edilmiş, Hama’da üç

ay boyunca ezan sesi duyıılmamıştır.800.000 kadar Suriyeli ülkeyi terk etmek zorunda

kalmıştır. Katliam sonrasında Müslüman Kardeşler, gücünü büyük ölçüde kaybetmiş;

genelindeki örgüt üyeleri ya da sempatizanları ya yurt dışında kaçmış ya da ülkedeki siyasi

faaliyetlerine son vermiştir.

Hama katliamı, Nusayri topluluğun kendi içinde dayanışma bağlarını güçlendirmiş

ve Hafız Esad’ı, Suriye'de rakipsiz bir konuma getirmiştir.

Şam Baharı'ndan Arap Baharına Beşar Esad Suriyesi

Page 12: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

Beşar Esad, Suriye’de babasının kurduğu rejimin temel taşlarını oluşturan ordunun,

istihbarat servislerinin, Nusayri ileri gelenlerinin ve Baas Partisi'ndeki kökleşmiş kadroların

desteğini sağlayarak iktidara gelmiştir. B. Esad, 10 Temmuz 2000 referandurumunda oyların

%97'sini alarak Suriye Devlet Başkanı olmuştur. Böylece, Hafız Esad’ın kendisinden sonra ülkeyi

yönetecek oğlu için planladığı "yumuşak geçiş" başarıyla tamamlanmıştır.

B.Esad’ın iktidara gelmesinden sonra reform ve demokrasinin gerekliliğine yaptığı

vurgu, reform beklentisindeki aydınları ümitlendirmiştir. Hafız Esad döneminde uygulanan

ekonomik liberalleşme sayesinde güçlenen girişimci kesim ile daha çok akademisyen, avukat ve

sanatçılardan oluşan aydın kesimin bir araya gelerek "Sivil Toplumun Canlanışı" adı altında

örgütlenmeleri, reform konularında birçok taleplerin dile getirilmesine olanak sağlamıştır.

Rejim bu talepleri dikkate almış ve hemen sonrasında siyasi ve ekonomik açıdan önemli

denebilecek gelişmeler yaşanmaya başlamıştır.

"Şam Baharı" olarak adlandırılan bu dönemde, cezaevindeki siyasi tutuldular

serbest bırakılmış ve "Ulusal İlerici Cephe" içerisindeki partilere kendi gazetelerini çıkarma izni

verilmiştir. Yolsuzluk ve rüşvetle mücadele çerçevesinde birkaç üst düzey yönetici görevden

alınmıştır. 1996 yılında kullanılmaya başlanan ancak sadece üst düzey yöneticilerin

kullanmasına izin verilen internet, Beşar yönetimince serbest bırakılmış ve yaygınlaştırılmıştır.

Basındaki devlet tekeline son vermek amacıyla, özel basın kuruluşlarının kurulmasına izin veren

yasa yine bu süreçte onaylanmıştır. Ayrıca, 2000 yılının Temmuz ayından itibaren ciddi ve planlı

bir ekonomik reform programı ve ticari liberalizasvon politikası uygulamaya konulmuştur.

Ekonomik reformların amacı, özel bankacılık sistemi ve menkul kıymetler borsasmın kurulması,

yeni kur politikaları ülkeye yabancı sermaye girişini hızlandırmak için ülke ekonomisini daha

verimli hale getirmekti.

Ancak,Beşar'ın hem devletin çıkarlarım hem de değişim yönünde artan taleplere

bir ölçüde cevap vermek için gerçekleştirdiği reformlar, Suriyeli aydınlar tarafından yetersiz

bulunmuştur. Aydınlar, 2001 yılında, hükümete "Ulusal İlerici Cephe” dışında yeni partilerin

kurulması ve özgür seçimlerin yapılması yönünde bir manifesto sunmuştur. Bu manifesto,

rejimi ciddi anlamda tehdit eden ve yönetimdeki Alevilerin ve Haas Partisi'nin egemenliğine

son verebilecek istekler içermekteydi. Bu noktadan itibaren harekete geçen hükümet,

iktidardaki Baas Partisi'ne bağlı kitle örgütlerini (Kadın kolları, örgenci kolları ve gençlik kolları)

devreye sokmuştur. Rejim içerisinden sert tepkiler alan hareket, kısa bir süre sonra birçok

Page 13: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

üyelerinin cezaevine gönderilmesi ve toplantılarına izin verilmemesi sonucunda sindirilmiştir.

"Şam Baharı" sürecini sona erdiren bu müdahaleler, devlet içerisindeki reform karşıtı siyasi ve

askeri seçkinlerin oluşturduğu Şahinlerin gücünü açıkça ortaya koymaktaydı. 2001 sonlarına

doğru, oluşan reform dalgası büyük oranda tersine dönmüş ve demokratikleşme yönünde geri

adımlar atılmaya başlanmıştır. Besar Esad, 11e kesin olarak reform karşıtı bir tutum

sergilemektedir, ne de reformların olası bir rejim değişikliğine varacak bir değişime izin

vermektedir. 11 Eylül 200i’de gerçekleşen terör saldırılarından sonra, ABD değişen güvenlik

algılamasını tanımlarken, "bölgesel kaynaklı küresel teröre ve kitle imha silahlarına sahip

serseri devletler" arasında Suriye'yi de saymıştır. ABD, Suriye'yi kimyasal silah üretmekle,

terörist gruplan barındırmakla ve 2003'te gerçekleştirdiği Irak operasyonunda Irak'taki

direnişçilere destek vermekle suçlamıştır. Bundan sonra Suriye üzerindeki dış baskı giderek

yoğunlaşmıştır. Zira, aynı yılın Ekim ayında, İsrail, kendi ülkesinde yapılan bir intihar saldırısını

gerekçe göstererek, Suriye'ye yönelik askeri bir saldırı gerçekleştirmiştir. Bu saldırıdan beş ay

sonra bu kez Suriye'nin Kamışlı kentinde Kürt kökenliler ile Arap kökenliler arasında bir çatışma

çıkmıştır. Mayıs 2004'te ise, ABD, Suriye'ye ambargo koyduğunu ilan etmiştir.

ABD aynı zamanda Suriye'ye demokratikleşme, insan hakları, ekonomik

liberalleşme ve etnik azınlıkların korunması gibi konuları öne sürerek reform konusunda baskı

oluşturmaya başlamıştır. Bu baskılar, Suriye'deki muhalif güçleri harekete geçirmiştir. İçerden

ve dışarıdan gelen reformların genişletilmesi artan baskılar karşısında B.Esad yönetimi, bir

taraftan reform sürecini devam ettirerek baskıları asgari düzeyde tutmaya çalışmış, diğer

taraftan rejimi rahatlatmak üzere dış politikada yeni arayışlara yönelmiştir. Bu çerçevede AB ile

yakınlaşma siyasetinin önemi Suriye açısından son zamanlarda artmıştır.

14 Şubat 2005'te, Lübnan muhalefet lideri ve eski başbakanı Refik Hariri'nin bir

suikast sonucunda öldürülmesi, tüm şüpheleri Suriye'ye yöneltmiştir. Bu olay sonrasında ABD

ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi nezdinde Suriye'ye Lübnan'daki askeri birliklerinin geri

çekilmesi yönünde yapmış oldukları baskı sonucunda, Suriye askeri birliklerini geri çekmiştir.

Ayrıca, siyasi reformlar yönünde yapılan değişikliklerin kapsamının, Hariri suikastı sonrasında,

ABD ve öteki dış baskılar sonucunda genişletilmesi dikkat çekicidir.

Tunus, Mısır ve Libya'daki diktatörlüklere karşı demokrasi ve özgürlük talep eden

halk ayaklanmalarının başlamasıyla ortaya çıkan "Arap Baharı" Mart 2011'de Suriye'yi de

etkilemeye başlamıştır. Mart 2011'de Dera’da başlayan gösterilerin Şam, Halep, Hama, Humus,

Page 14: Siirt Üniversitesi bilimin ışığında · Web viewİtilaf Devletleri'nin Suriye'yi işgalini müteakip, bağımsız devlet kurma vaadiyle isyan etmiş olan Şerif Hüseyin'in oğlu

Lazkiye, Banyas, Deyr-i Zor gibi önemli şehirlere sıçramasıyla Beşar Esad daha güçlü bir

muhalefet dalgası ile karşı karşıya kalmıştır. Rejimin eski alışkanlıklarından kurtulmadığının bir

göstergesi ise ordu birliklerinin göstericilere sert tepki göstermesi ve yüzlerce kişiyi gözünü

kırpmadan öldürmesi olmuştur. Şam yönetimiyle ilişkileri uzun bir süredir kötü olan ABD, Esad'ı

uyguladığı şiddet sebebiyle kınamış, 18 Ağustos'ta meşruiyetini kaybettiğini belirterek

görevden çekilmesi çağrısında bulunmuştur.

Sonuç olarak Beşar Esad, Suriye politik kültürünün en önemli özelliklerinden biri

olan ve Hafız Esad döneminde zirveye ulaşan Suriye dış politikasının pragmatik karakterini

özellikle kurduğu çeşitli ittifaklar bağlanımda aynen sürdürmüştür. Beşar Esad yönetiminin asıl

tehdit olarak algıladığı İsrail ve ABD'ye karşı bölgesel olarak İran gibi bir gücü arkasına alması

ve elinde Hizbullah, Hamas gibi caydırıcı kozların bulunmasının yanı sıra Rusya ve Çin'in

Güvenlik Konseyi'nde, en azından şimdilik, yaptırımları engellemesi Suriye'yi kısmen de olsa

rahatlatmıştır. Dolayısıyla Esad rejiminin elinde iktidarını sürdürmek için kullanabileceği birden

fazla kart halen bulunmaktadır.