of 168/168
SABAHATTİN ALİ BÜTÜN YAPITLARI - ROMAN

Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali

  • View
    241

  • Download
    10

Embed Size (px)

Text of Kürk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali

  • SABAHATTN AL B T N Y A P I T L A R I - R O M A N

  • KURK MANTOLU MADONNA Sabahattin Ali 25 ubat 1907'de Gmlcine'de dodu, 2 Nisan 1948'de Krklareli'nde ld. stanbul lkretmen Okulu'nu bitiren Sabahattin Ali, Yozgat'ta bir yl retmenlikten sonra, 1928 ylnda Milli Eitim Bakanl'nca Almanya'ya gnderildi. 1930'da dndkten sonra Aydn, Konya ve Ankara ortaokullarnda Almanca retmenlii, Milli Eitim Bakanl Yayn Mdrl'nde memurluk ve Devlet Konservatuvar'nda dramaturgluk yapt. 1945'te Bakanlk emrine alnd, stanbul'da Markopaa adl mizah gazetesini kard. 1948'de bir yazs yznden tutukland, ay kadar hapis yatt. Srekli izlendii iin yurtdna kamak istedi, ancak Krklareli dolaylarnda bir kaak tarafndan ldrld iddia edildi. iirler, hikyeler, romanlar yazd, eviriler yapt. lk yazlar Balkesir'de Irmak dergisinde kmt (1925/26). Sabahattin Ali 1930'lu yllarda ykye gereki ve yeni bir soluk getirmiti. yklerinde; tanmlamakta glk ektiimiz kimi duygular ustalkla anlatan Ali, insann zavallln ve gcn ayn sarslmaz slupla, zaman zaman masals ve destans bir biimde yanstmay baarmt. yk kitaplar: Deirmen (1935), Kan (1936), Ses (1937), Yeni Dnya (1943), Sra Kk (1947). Halk iirinden esinlenerek yazd iirlerini Dalar ve Rzgr'da toplamt (1934). Sabahattin Ali, romanlarnda da insann ruhuna ayna tuttu ve geree bu aynadan bakt. Kuyucakl Yusuf (1937), imizdeki eytan (1940), Krk Mantolu Ma-donna (1943) adl romanlarnda, okurlarn gereklii daha derinden alglamasn salad. Salnda yaymlanm dokuz kitabna, Varlk dergisinde tefrika edilen Esirler (1936) oyunu da eklenince on kitab, yedi ciltlik bir klliyat halinde Varlk Yaynlar arasnda tekrar baslmt (1965/66). Btn Eserleri nce Bilgi Yaynevi'nde, sonra Cem Yaynevi'nde yeniden basld. Bu arada Hikmet Altnkay-nak'n Sabahattin Ali-Markopaa Yazlar ve tekiler (1987) derlemesi de ad geen dizide kt. Yazar zerine incelemeler arasnda Kemal Slker'in Sabahattin Ali Dosyas (1968), Asm Bezirci'nin Sabahattin Ali/Hayat, Hikyeleri, Romanlar (1974), Kemal Bayram'm Sabahattin Ali Olay (1978), Filiz Ali Laslo ile Atilla zkrml'nn Sabahattin Ali (1979), Reit M. Ertzn'n Sabahattin Ali Olaynn Gerei (1985), Filiz Ali'nin "Filiz Hi zlmesin" (1996), Ramazan

  • Korkmaz'n Sabahattin Ali (1997) adl kitaplar ve Almanya'da yaymlanan Elisabeth Siedel'in Sabahattin Ali Mystiker und Sozialist adl almas saylabilir.

  • Sabahattin Ali'nin YKYdeki teki, kitaplar: Btn ykleri I (1997) Btn ykleri II (1997) iimizdeki eytan (199 8) Markopaa Yazlar ve tekiler (1998) Kuyuakl Yusuf (1999) Btn iirleri (1999) akc'nn lk Kurunu (2002)

  • SABAHATTN ALI Krk Mantolu Madonna ROMAN ODO S T A N B U L

  • Yap Kredi Yaynlan - 967 Edebiyat - 250 Krk Mantolu Madonna / Sabahattin Ali Genel Tasarm: Faruk Ulay Kapak Tasarm: Nahide Dikel Bask: efik Matbaas Marmara Sanayi Sitesi M Blok No: 291 kitelli/stanbul 1. Bask: Remzi Kitabevi, 1943 YKY'de 1. Bask: stanbul, ubat 1998 15. Bask: istanbul, Eyll 2004 ISBN 975-363-802-7 Yap Kredi Kltr Sanat Yaynclk Ticaret ve Sanayi A.., 1997 Bu kitabn telif haklan Onk Ajans Ltd. ti. araclyla alnmtr. Yap Kredi Kltr Sanat Yaynclk Ticaret ve Sanayi A.. Yap Kredi Kltr Merkezi stiklal Caddesi No. 285 Beyolu 34433 stanbul Telefon: (0 212) 2 52 47 00 (pbx) Faks: (0 212) 29 3 07 23

  • nsz Sabahattin Ali'nin talihsizliklerle rl yaam, gizemli ynleri hala tam aydmlatlamam trajik lm, sanat ruhunun tutkulu derinlikleri ile lke gereklikleri karsndaki toplumsal bilinci arasnda kimi zaman kurabildii uyumlu denge, kimi zaman da bireyin i dnyasna eilen ikayeti, karamsar ve melankolik bir ruhun patlamalar eklinde kendini gsteren i derinlii, onu modern edebiyatmzn kolayca etiketlendirile-meyecek nc yazarlarndan biri olarak, eitli ynleriyle bugn yeniden, yeni bir edebiyat mercei altnda incelenmeye deer klmaktadr. imdiye dek ounlukla, olduka kaba ve ematik bir yaklamla, hep Sait Faik ile birlikte, Trk yk ede-biyatnn iki kart eiliminin temsilcileri olarak tannm ve ta-ntlmtr. Bu yaklam Sait Faik'i "bireyci", Sabahattin Ali'yi "toplumcu" etiketleriyle zetlemekte; pek tabii ki her ikisi de gerek ve gl edebiyat kimlikleriyle, bu s deerlendirmeyi ok amakta, hatta yaptlarndan karlabilecek pek ok rnekle neredeyse geersiz ve anlamsz klmaktadrlar. ada yk edebiyatmzn 50'li yllardan bu yana rn veren ustalarn da, birini Sabahattin Ali'nin, dierini Sait Fa-ik'in temsil ettii iki farkl -neredeyse kart- izgi zerinde grme ve yle deerlendirme eilimi de, ayn s yaklamn bir sonucu olarak grlebilir. Kukusuz, edebiyat edebiyat d alanlarn hizmetinde, ikincil bir "misyon" olarak kabul eden bylesi nyargl bir yaklamla, yalnzca Sabahattin Ali ile Sait Faik deil, hibir gerek yazar gerei gibi deerlendirilemez. 5

  • Romanlarndan ok ykleriyle tannm olan Sabahattin Ali adna, ailesi tarafndan 1980'li yllarn banda kurulmu olan dl kurumu ne yazk ki uzun mrl olamad. Seici kurul yelerinden biri olarak katlmclarn rnlerini deerlendirme frsat bulduum bu dl, yk dalnn yansra inceleme ve eletiri dalnda da zendirici olabilseydi, belki bugn bu deerli yazarmz bize yeni bir k altnda gsterecek ilgin almalar derlenebilecekti. Kltr ve sanat alanlarnda 80'li yllarda balayan ve giderek trmanan vurdumduymazlk, Trk edebiyat ortamndan bu olana da esirgedi. Eserlerinin yeniden yaymlanmas, yeni bir okur kua iin Sabahattin Ali'nin yeniden kefedilmesi olanan yaratabilirse, bu edebiyatmz iin gerek bir kazan olacaktr. Krk Mantolu Madonna (1943); Kuyucakl Yusuf (1937) ve imizdeki eytan (1940) ile birlikte, Sabahattin Ali'nin roman trndeki eserlerindendir. Belki, -kendisinin de yapt gibi Krk Mantolu Madonna'ya uzun hikaye (novella) demek daha doru olur. Ama kurgu ve yap olarak hikayelerinden farkl olan bu eser, roman ya da uzun hikaye, Sabahattin Ali'nin yzeysel olarak "toplumcu yazar" etiketiyle zetlenmesinin te-melsizliini gsteren gl bir rnektir. Evet, o dnyaya ve hayata bak ile olsun, yaamnn ileli macerasn belirleyen yazgs ile olsun, elbette toplumcudur. Eserlerinde bu bilincin yansmalarna elbette rastlanmaktadr. Ama yazar olarak, yaad ve edebi eilimler zerinde etkisini srdrd dnemin, snrlar kaln izgilerle belirlenmi bir akm ierisine hapsedilmesi ve orada tutulmas, edebi kiiliine kar hakszlk olacaktr. Roman, kinci Dnya Sava'n nceleyen yllarda yaanm tutkulu ve marazi bir ak eksen almakta, atmosferi ve yaratt etki ile, ondokuzuncu yzyl Rus anlat edebiyatnn -zellikle de Dostoyevski ve Gogol'n- armlarn tamaktadr. Yazarn Berlin'de geirdii iki yllk (1928-30) rencilik dneminin esinlemi olabilecei bu uzun yknn ilk eyreinde, yeni bir ie giren bir kk memurun; kendini, memuriyet yaamnn kk ve dar dnyasn ve karlat hi de il-gin biri gibi grnmeyen bir baka kk memuru -Raif efen- 6

  • d iyi- tantt neredeyse btnden bamsz gibi grnen blm yer almakta. Daha ilk satrlarda, bu anlatcnn, hi de sk rastlanmayan zellikleriyle Trk romannn ok zgn bir karakteri olan Raif efendiyi okura: ""imdiye kadar tesadf ettiim insanlardan bir tanesi benim zerimde belki en byk tesiri yapmtr. Aradan aylar getii halde bir trl bu tesirden kurtulamadm. Ne zaman kendimle ba baa

    kalsam, Raif efendinin saf yz, biraz i dnyadan uzak, buna ramen bir insana tesadf ettikleri zaman tebessm etmek etmek isteyen baklar gzlerimin nnde canlanyor. Halbuki o hi de fevkalade bir adam deildi. Hatta pek alelade, hibir hususiyeti olmayan, her gn etrafmzda yzlercesini grp de bakmadan getiimiz insanlardan biriydi. Hayatnn bildiimiz ve bilmediimiz taraflarnda insana merak verecek bir cihet olmad muhakkakt. Byle kimseleri grdmz zaman ok kere kendi kendimize sorarz: 'Acaba bunlar neden yayorlar? Yaamakta ne buluyorlar? Hangi mantk, hangi hikmet bunlarn yeryznde dolap nefes almalarn emrediyor?'" cmleleriyle tantyor. lk 60 sayfalk blmde, anlatcnn kendisinin de, tam tamna byle biri olduu izlenimini ediniyoruz. Romann esas gvdesini oluturan ikinci blm ise, bir Rus yksnden frlama benzeyen ve o yklerdeki anlalmaz hummal hastalklardan biriyle lm deine srklenen Raif efendinin siyah kapl bir deftere dkt tutkulu ak hikayesi. 20 Haziran 1933 tarihini atarak balad bu defterde Raif efendi, on yl ncesine dnerek, Berlin'de bir resim galerisinde rastlad bir krk mantolu kadn portresinin ruhunda ateledii tutkuyu ve o portrenin ressam ve modeli olan gizemli kadnla yaadklarn hikaye ediyor. Yazar da etkilemi olduunu dnebileceimiz esin kaynana ilikin bir ipucunu Raif efendinin defterindeki u satrlarda bulabiliriz sanyorum: "zerimde en ok tesir yapanlar Rus muharrirleriydi. Turgenyef'in koskocaman hikyelerini bir defada sonuna kadar okuduum oluyordu. Hele bunlardan bir tanesi gnlerce sarsmt. Klara Mili ismindeki bu hikyenin kahraman olan kz, olduka saf bir talebeye k oluyor, fakat buna dair hi kimseye bir ey sylemeden, byle bir aptal sevmenin hicabyla, mthi iptilasnn 7

  • kurban olup gidiyordu. Bu kz nedense kendime pek yakn bulmutum, iinden geenleri syleyememek, en kuvvetli, en derin, en gzel taraflarn mthi bir kskanlk ve itimatszlkla saklamak cihetinden onu kendime benzetiyordum." Sslerden uzak, yaln, ama yine de anlatnn zn yanstmaya ok elverili grnen iirli bir dille, srkleyici bir 'tahkiye' ile kaleme alnm olan bu defter, Trk anlat edebiyatnn kk ve zarif bir mcevheri gibidir. lk basm 1943 ylnda yaplm olan bu kitab, altm yl sonrasnn okuruna sunarken, dilinde ve anlatmnda bir sadeletirmeye gitmek gibi bir edebiyat barbarlndan kanan yaynevini, edebiyata, yazara ve okura saygsndan tr kutlamak isterim. Gen okurlarn da, gerek edebiyat zevkini ancak, Halit Ziya'lardan Sabahattin Ali'lere, onlardan gnmze uzanan, Cumhuriyet dnemi edebiyatmzn dil zenginlii ve lezzeti tayan bu yaptlarn "aslndan" okumakla tadabileceklerinin bilincinde olmalar, dnden bugne den n kaynaklarna ilgi gstermeleri kendi kazanlar olacaktr. Fsun Akatl ubat 2002 8

  • KURK MANTOLU MADONNA

  • imdiye kadar tesadf ettiim insanlardan bir tanesi benim zerimde belki en byk tesiri yapmtr. Aradan aylar getii halde bir trl bu tesirden kurtulamadm. Ne zaman kendimle ba baa kalsam, Raif efendinin saf yz, biraz dnyadan uzak, buna ramen bir insana tesadf ettikleri zaman tebessm etmek etmek isteyen baklar gzlerimin nnde canlanyor. Halbuki o hi de fevkalade bir adam deildi. Hatta pek alelade, hibir hususiyeti olmayan, her gn etrafmzda yzlercesini grp de bakmadan getiimiz insanlardan biriydi. Hayatnn bildiimiz ve bilmediimiz taraflarnda insana merak verecek bir cihet olmad muhakkakt. Byle kimseleri grdmz zaman ok kere kendi kendimize sorarz: "Acaba bunlar neden yayorlar? Yaamakta ne buluyorlar? Hangi mantk, hangi hik-met bunlarn yeryznde dolap nefes almalarn emrediyor?" Fakat bunu dnrken yalnz o adamlarn dlarna bakarz; onlarn da birer kafalar, bunun iinde, isteseler de istemeseler de ilemeye mahkm birer dimalar bulunduunu, bunun neticesi olarak kendilerine gre bir i lemleri olacan hi aklmza getirmeyiz. Bu lemin tezahrlerini dar vermediklerine bakp onlarn manen yaamadklarna hkmedecek yerde, en basit bir beer tecesss ile, bu mehul lemi merak etsek, belki hi ummadmz eyler grmemiz, beklemediimiz zenginliklerle karlamamz mmkn olur. Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarn tahmin ettikleri eyleri aratrmay tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhann yaad bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduu hi bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gsterecek bir insan bulmaktan daha kolaydr. Benim de Raif efendiyi daha yakndan tanmam sadece bir tesadf eseridir. 11

  • Bir bankadaki kk memuriyetimden karldktan sonra -neden karldm hl bilemiyorum, bana sadece tasarruf iin dediler, fakat haftasna yerime adam aldlar- Ankara'da uzun mddet i aradm. Be on kuru param, yaz aylarn srnmeden geirmemi temin etti, fakat yaklaan k, arkada odalarnda, sedir zerinde yatmann sonu gelmesini icap ettiriyordu. Bir hafta sonra bitecek olan lokanta karnesini yenileyecek kadar bile param kalmamt. Sonu kmayacan bile bile girdiim birok kabul imtihanlarnn hakikaten sonu kmaynca nedense gene zlyor; arkadalardan habersiz olarak, tezghtarlk iin mracaat ettiim maazalardan ret cevab alnca yeis iinde gece yarlarna kadar dolayordum. Birka tandk tarafndan ara sra davet edildiim iki sofralarnda dahi vaziyetimin mitsizliini unutamyordum. in garibi, skntmn artt ve ihtiyalarmn beni bugnden yarma karmas bile imknsz hale geldii nispette, benim de ekingenliim, mahcupluum artyordu. Evvelce bana i bulmalar iin mracaat ettiim ve hi de fena muamele grmediim baz tandklara sokakta rastladm zaman bam nme eip hzla geiyordum; evvelce bana yemek yedirmelerini serbeste rica ettiim ve sklmadan dn para aldm arkadalarma kar bile deimitim. "Vaziyetin nasl?" diye sorduklar zaman, acemi bir glmseme ile: "Fena deil... Tek tk muvakkat* iler buluyorum!" diye cevap veriyor ve hemen kayordum. nsanlara ne kadar ok muhta olursam onlardan kamak ihtiyacm da o kadar artyordu. Bir gn, akamst, istasyonla Sergievi arasndaki tenha yolda ar ar yryor, Ankara'nn harikulade sonbaharn doya doya iime ekerek ruhumda nikbin** bir hava yaratmak istiyordum. Halkevinin camlarndan aksederek beyaz mermer binay kan rengi deliklere boan gne, akasya aalarnn ve am fidanlarnn zerinde ykselen ve buu mudur, toz mudur, ne olduu belli olmayan duman, herhangi bir inaattan dnen ve para para elbiselerinin iinde sessiz ve biraz kam* Geici. ** iyimser. 12

  • bur yryen ameleler, stnde yer yer otomobil lastii izleri uzanan asfalt... Bunlarn hepsi mevcudiyetlerinden memnun grnyorlard. Her ey, her eyi olduu gibi kabul etmekteydi. u halde bana da yapacak baka bir ey kalmyordu. Tam bu srada yanmdan hzla bir otomobil geti. Bam evirip baktm zaman camn arkasndaki ehreyi tandm zannettim. Nitekim araba be on adm gittikten sonra durdu, kaps ald; mektep arkadalarmdan Hamdi, ban uzatm, beni aryordu. Sokuldum. "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. "Hi, geziniyorum!" "Gel, bize gidelim!" Cevabm beklemeden bana yannda yer at. Yolda anlattna gre, alt irketin baz fabrikalarn dolamaktan geliyordu: "Geleceimi eve telgrafla bildirmitim, herhalde hazrlk yapmlardr. Yoksa seni davet etmeye cesaret edemezdim!" dedi. Gldm. Sk sk grtm Hamdi'yi, bankadan ayrldmdan beri grmemitim. Makine vesaire komisyonculuu yapan, ayn zamanda orman ve kereste ileriyle uraan bir irkette mdr muavini olduunu ve olduka iyi bir para aldn biliyordum. siz zamanmda kendisine mracaat etmeyiim de hemen hemen bunun iindi: bulmasn rica etmeye deil de, para yardm yapmasn istemeye geldim zanneder diye ekinmitim. "Hep bankada msn?" diye sordu. "Hayr, ayrldm!" dedim. Hayret etti: "Nereye girdin?" stemeye istemeye cevap verdim: "Aktaym!" Beni batan aa bir szd, klk kyafetime bakt, evine davet ettiine piman olmam olmal ki, elini dosta bir tebessmle omzuma vurarak: 13

  • "Bu akam konuup bir are buluruz, aldrma!" dedi. Halinden memnun ve kendinden emin grnyordu. Demek artk tandklara yardm lksn bile yapacak hale gelmiti. Gpta ettim. Kk, fakat irin bir evde oturuyordu. Biraz irkin, fakat cana yakn bir kars vard. Hi ekinmeden yanmda ptler. Hamdi beni yalnz brakarak ykanmaya gitti. Beni karsna tantmad iin, ne yapacam bilmeden, misafir odasnn ortasnda dikilip kaldm. Kars da kapnn yannda duruyor ve belli etmeden beni szyordu. Bir mddet dnd. Galiba zihninden "Buyurun, oturun!" demek geti. Fakat sonra buna lzum grmeyerek yavaa dar szld. Her zaman ihmalkr olmayan, hatta bu gibi kaidelere fazlaca dikkat eden ve hayattaki muvaffakiyetinin bir ksmn da bu dikkatine borlu olan Hamdi' nin beni byle ortada brak-vermesinin sebebini dndm. Mhimce mevkilere geen adamlarn esasl detlerinden biri de galiba eski -ve kendilerinden geri kalm- arkadalarna kar gsterdikleri bu biraz da uurlu dalgnlkt. Sonra, o zamana kadar "siz" diye hitap ettikleri dostlarna birdenbire ahbapa "sen" diyecek kadar alakgnll ve babacan oluvermek, karsndakinin szn yarda kesip rastgele manasz bir ey sormak ve bunu gayet tabii olarak, hatta ok kere efkat ve merhamet dolu bir tebessmle birlikte yapmak... Btn bunlarla son gnlerde o kadar ok karlamtm ki, Hamdi'ye kzmak ve gcenmek aklma bile gelmedi. Sadece, kalkp, kimseye haber vermeden gitmeyi ve bu skntl vaziyetten kurtulmay dndm. Fakat bu srada beyaz nlkl, bartl, yal bir kyl kadn, yamal siyah o-raplaryla, hi ses karmadan kahve getirdi. zeri srma iekli lacivert koltuklardan birine oturdum, etrafma baktm. Duvarlarda aile ve artist fotoraflar, kenarda, hanma ait olduu anlalan bir kitap rafnda, yirmi be kuruluk birka romanla moda mecmualar vard. Bir sigara iskemlesinin altna dizilmi bulunan birka albm, misafirler tarafndan bir hayli hrpalanma benziyordu. Ne yapacam bilmediim iin onlardan birini aldm, daha amadan Hamdi kapda grnd. Bir eliyle s- 14

  • lak salarn taryor, tekiyle ak yakal beyaz frenk gmleinin dmelerini ilikliyordu. "E, naslsn bakalm, anlat!" diye sordu. "Hi!... Syledim ya!." Bana rast geldiinden memnun grnyordu. htimal, eritii mertebeleri gsterebildiine, yahut da, benim halimi dnerek, benim gibi olmadna seviniyordu. Nedense, hayatta bir mddet beraber yrdmz insanlarn bana bir felaket geldiini, herhangi bir skntya dtklerini grnce bu belalar kendi bamzdan savm gibi ferahlk duyar ve o zavalllara, sanki bize de gelebilecek belalar kendi stlerine ektikleri iin, alaka ve merhamet gstermek isteriz. Hamdi de bana ayn hislerle hitap eder gibiydi: "Yaz filan yazyor musun?" dedi. "Ara sra... iir, hikye!" "Bir faydas oluyor mu bari?" Gene gldm. O "Brak byle eyleri canm!" diyerek pratik hayatn muvaffakiyetlerinden, edebiyat gibi bo eylerin mektep sralarndan sonra ancak zararl olabileceinden bahsetti. Kendisine cevap verilebileceini, mnakaa edilebileceini asla aklna getirmeden, kk bir ocua nasihat verir gibi konuuyor ve bu cesareti hayattaki muvaffakiyetinden aldn tavrlaryla gstermekten de hi ekinmiyordu. Yzmde, pek ahmaka olduunu adamakll hissettiim bir glmseme ile hayran hayran ona bakyor ve bu halimle kendisine daha ok cesaret veriyordum. "Yarn sabah bana ura" diyordu. "Bakalm, bir eyler dnrz. Sen zeki ocuksundur, bilirim; pek alkan deildin ama, bunun ehemmiyeti yok. Hayat ve zaruretler insana birok eyler retir... Unutma... Erkenden gel, beni gr!" Bunlar sylerken mektepte kendisinin de ileri gelen tembellerden olduunu tamamen unutmua benziyordu. Yahut da, bunu burada yzne vuramayacamdan emin olduu iin pervazszca konuuyordu. Yerinden kalkar gibi bir hareket yapt, hemen doruldum ve elimi uzatarak: 15

  • "Bana msaade!" dedim. "Neden canm, daha erken... Ama sen bilirsin!" Beni yemee ardn unutmutum. Bu anda hatrladm. Fakat o tamamen unutmu grnyordu. Kapya kadar geldim. apkam alrken: "Hanmefendiye hrmetler!" dedim. "Olur, olur, sen yarn bana ura! zlme canm!" diyerek srtm okad. Dar ktm zaman ortalk adamakll kararm, sokak lambalar yanmt. Derin bir nefes aldm. Hava, biraz tozla kark da olsa, bana fevkalade temiz ve ferahlatc geldi. Ar ar yrdm. Ertesi gn, leye doru Hamdi'nin irketine gittim. Halbuki dn akam evinden ktm srada buna hi niyetim yoktu. Zaten sarih* bir vitte de bulunmamt. "Bakalm, bir ey dnrz, bir ey yaparz!" gibi her mracaat ettiim hayr sahibinden dinlemeye altm beylik szlerle beni uurlam-t. Buna ramen gittim. imde bir mitten ziyade, nedense, kendimi tezlil edilmi** grmek arzusu vard. Adeta nefsime: "Dn akam ses karmadan dinledin ve onun sana kar velinimet tavr taknmasna raz oldun ya, haydi bakalm, bunu sonuna kadar gtrmeli, sen buna layksn!" demek istiyordum. Hademe beni evvela kk bir odaya alp bekletti. Ham-di'nin yanna girdiim zaman yzmde gene o dnk ahmaka tebessmn bulunduunu hissettim ve kendime daha ok kzdm. Hamdi nnde serili duran bir sr kt ve ieri girip kan bir sr memurla meguld. Bana bayla bir iskemle gsterdi ve iine bakmakta devam etti. Elini skmaya cesaret edemeden iskemleye ilitim. imdi onun karsnda hakikaten amirim, hatta velinimetimmi gibi bir aknlk duyuyor ve bu kadar alalan benliime bu muameleyi cidden layk gryordum. Dn akam beni yolda otomobiline alan mektep arkadamla, * Ak, belirgin. ** Hakarete uram. 16

  • on iki saatten biraz fazla bir zaman iinde, aramzda ne kadar byk bir mesele hsl olmutu! insanlar arasndaki mnasebetleri tanzim eden amiller ne kadar gln, ne kadar dtan, ne kadar bo ve bilhassa asl insanlkla ne kadar az alakas olan eylerdi.. Dn akamdan beri ne Hamdi, ne de ben hakikatte deimi deildik; neysek gene oyduk; buna ramen onun bana dair, benim ona dair rendiimiz baz eyler, baz kk ve teferruata ait eyler bizi ayr istikametlere alp gtrmlerdi... in asl garip taraf, ikimiz de bu deiiklii olduu gibi kabul ediyor ve tabii buluyorduk. Benim kzgnlm Hamdi'ye deil, kendime de deil, sadece burada bulunuumayd. Odann tenhalat bir anda arkadam ban kaldrarak: "Sana bir i buldum!" dedi. Sonra, yzme o cesur ve manal gzlerini dikerek ilave etti: "Yani bir i icat ettim. Yorucu bir ey deil. Baz bankalarda ve bilhassa kendi bankamzda ilerimizi takip edeceksin... Adeta irketle bankalar arasnda irtibat memuru gibi bir ey... Bo zamanlarnda ieride oturur, kendi ilerine bakarsn... stediin kadar iir yaz... Ben mdrle konutum, tayinini yapacaz... Fakat sana imdilik pek fazla veremeyeceiz: Krk elli lira... leride tabii artar. Hadi bakalm!.. Muvaffakiyetler!" Koltuundan kalkmadan elini uzatt. Sokuldum ve teekkr ettim. Yznde, bana iyilik ettii iin, samimi bir memnuniyet vard. Onun aslnda hi de fena bir insan olmadn, yalnz mevkiinin icaplarn yaptn ve bunun da belki hakikaten lzumlu olabileceini dndm. Fakat dar knca koridorda bir mddet durakladm ve bana tarif ettii odaya gitmekle buray brakp kmak arasnda bir hayli tereddt ettim. Sonra ar ar, bam nmde, birka adm yryerek ilk rast geldiim hademeye mtercim Raif efendinin odasn sordum. Adam eliyle gayri muayyen bir kapy gsterdi ve geti. Tekrar durdum. Niin brakp gidemiyordum? Krk lira ayl m feda edemiyordum? Yoksa Hamdi'ye kar ayp bir harekette bulunmu olmaktan m ekmiyordum? Hayr! Aylardan beri sren isizlik, buradan knca nereye gideceimi, nerede i arayaca- 17

  • m bilmemek... Ve artk tamamyla penesine dm olduum bir cesaretsizlik... te beni o lo koridorda tutan ve oradan geecek olan dier hademeyi beklemeye sevk eden bunlard. Nihayet rastgele bir kapy araladm ve ieride Raif efendiyi grdm. Onu evvelden tanmyordum. Buna ramen, masasnn bana eilmi grdm bu adamn bakas olamayacan derhal hissettim. Sonradan bu kanaatin nereden geldiini dndm. Hamdi bana: "Bizim Almanca mtercimi Raif efen-; dinin odasna senin iin bir masa koydurdum, kendisi sessiz sedasz, allahlk bir adamdr, kimseye zarar dokunmaz" demiti. Sonra herkese bay, bayan denildii bu sralarda ondan hl efendi diye bahsediyordu. htimal bu tariflerin kafamda yaratt hayal orada grdm kr sal, baa gzlkl, tra uzam adama pek benzedii iin hi ekinmeden ieri girmi, ban kaldrp dalgn gzlerle bana bakan zata: "Raif efendi sizsiniz, deil mi?" diye sormutum. Karmdaki bir mddet beni szd. Sonra hafif ve adeta korkak bir sesle: "Evet, benim! Siz de galiba bize gelen memursunuz. Biraz evvel masanz hazrladlar. Buyurunuz, ho geldiniz!" dedi. skemleye geip oturdum. Masann zerindeki soluk mrekkep lekelerini, izgileri seyretmeye baladm. Bir yabanc ile kar karya oturulduu zaman det olduu zere oda arkadam gizliden gizliye tetkik etmek, kaamak baklarla hakknda ilk -ve tabii yanl- kanaatler edinmek istiyordum. Fakat onun bu arzuyu hi hissetmediini ve ban tekrar nndeki ie eerek ben odada yokmuum gibi megul olduunu grdm. leye kadar bu hal devam etti. Ben artk gzlerimi pervaszca karmdakine dikmitim. Ksa kesilmi salarnn tepesi almaya balamt. Kk kulaklarnn altndan gerdanna doru birok krklar uzanyordu. Uzun ve ince parmakl ellerini nndeki ktlar arasnda gezdiriyor ve sknt ekmeden tercme yapyordu. Ara sra, bulamad bir kelimeyi dnr gibi gzlerini kaldryor ve baklarmz karlanca yznde glmsemeye benzer bir hareket oluyordu. Yandan ve tepeden baknca hayli yal grnd halde ehresinin, hele byle g- 18

  • lme anlarnda, insana hayret verecek kadar saf ve ocuka bir ifadesi vard. Sar ve altlar krplm byklar bu ifadeyi daha ok kuvvetlendiriyordu. le zeri yemee giderken, onun yerinden kmldanmadn, masasnn gzlerinden birini aarak nne kda sarlm bir ekmek ve bir kk sefertas gz kardn grdm. "Afiyet olsun!" diyerek oday terk ettim. Gnlerce ayn odada kar karya oturduumuz halde hemen hemen hibir ey konumadk. Baka servislerdeki memurlardan birouyla tanm, hatta akamzeri beraber karak bir kahvede tavla oynamaya bile balamtk. Bunlardan rendiime gre, Raif efendi messesenin en eski memurla-rndand. Daha bu irket kurulmadan evvel, imdi bizim bal olduumuz bankann mtercimiymi, oraya ne zaman geldiini kimse hatrlamyordu. Banda olduka kalabalk bir aile bulunduu, ald cretle ancak geinebildii syleniyordu. Bu arada kdemli olduu halde, una buna bol bol para savuran irketin, onun cretini neden artrmadn sorunca, gen memurlar glerek: "Hmbln biridir de ondan. Doru drst lisan bildii bile pheli!" diyorlard. Halbuki Almancay gayet iyi bildiini ve yapt tercmelerin pek doru ve gzel olduunu sonradan rendim. Yugoslavya'nn Susak liman zerinden gelecek dibudak ve kknar kerestelerinin evsafna veya travers delme makinelerinin ileme tarzna ve yedek paralarna dair bir mektubu kolayca tercme ediyor, Trkeden Almanca-ya evirdii artname ve mukavelenameleri irket mdr hi tereddt etmeden yerlerine yolluyordu. Bo kald zamanlarda masann gzn ap, oradan darya karmadan, dalgn dalgn kitap okuduunu grm ve bir gn: "Nedir o, Raif bey?" diye sormutum. Sanki bir kabahat yaparken yakalamm gibi kzarm, kekeleyerek: "Hi... Almanca bir roman!" demi ve hemen ekmeyi kapatmt. Buna ramen irkette hi kimse onun bir ecnebi dili bileceine ihtimal vermiyordu. Belki de haklar vard, nk hal ve tavrnda hi de lisan bilen bir insan kl yoktu. Konuurken azndan yabanc bir kelime kt-C,, herhangi bir zaman dil bildiinden bahsettii duyulmam; 19

  • elinde veya cebinde ecnebi gazete ve mecmualar grlmemiti. Hulasa, btn varlklaryla: "Biz Frenke biliriz!" diye haykran insanlara benzer bir taraf yoktu. Bilgisine dayanarak maann artrlmasn istemeyii, baka ve bol cretli iler aramay- da, hakkndaki bu kanaati kuvvetlendiriyordu. Sabahlar tam vaktinde geliyor, le yemeini odasnda yiyor, akamlar, ufak tefek alverilerini yaptktan sonra hemen evine gidiyordu. Birka kere teklif ettiim halde kahveye gelmeye raz olmad. "Evde beklerler!" dedi. Mesut bir aile babas, diye dndm, bir an evvel oluuna, ocuuna kavumaya can atyor. Sonradan hi de byle olmadn grdm, fakat bunlardan daha ileride bahsedeceim. Onun bu devamll ve alkanl, dairede horlanmasna mni olmuyordu. Bizim Hamdi, Raif efendinin tercmelerinde kk bir daktilo hatas bulsa, hemen zavall adam aryor, bazan da bizim odaya kadar gelerek halyordu. Dier memurlara kar daima daha ihtiyatl olan ve her biri bir trl iltimasa dayanan bu genlerden fena bir mukabele grmekten ekinen arkadamn, kendisine asla mukabeleye cesaret edemeyeceini bildii Raif efendiyi bu kadar hrpalamas, birka saat geciken bir tercme iin kpkrmz kesilerek btn binaya duyuracak ekilde barmas gayet kolay anlalabilirdi: nsanlar, kendi cinslerinden biri zerinde kudret ve salahiyetlerini denemek kadar tatl sarho eden ne vardr? Hele bunu yapmak frsat, birtakm ince hesaplar dolaysyla, ancak muayyen baz kimselere kar kendini gsterirse. Raif efendi, ara sra hastalanr ve daireye gelemezdi. Bunlar ok kere ehemmiyetsiz souk algnlklaryd. Fakat senelerce evvel geirdiini syledii bir zatlcenp onu fazla ihtiyatl yapmt. Ufak bir nezlede hemen evine kapanyor, dar kt zaman kat kat yn fanilalar giyiyor, dairede bulunduu zamanlar asla pencere atrmyor ve akamzerleri boynuna, kulaklarna atklar dolayp, kaim fakat biraz ypranm paltosunun yakasn iyice kaldrmadan gitmiyordu. Hasta zamanlarnda da iini ihmal etmezdi. Tercme edilecek yazlar bir odac ile evine gnderilir ve birka saat sonra aldrlrd. Buna ramen mdrn ve bizim Hamdi'nin Raif efendiye kar muamelele- 20

  • rinde: "Bak, seni u mzmz, hastalkl haline ramen atmyoruz!" demek isteyen bir ey vard. Bunu ikide birde yzne vurmaktan da ekinmezler, birka gn yokluktan sonra her geliinde adamcaz: "Nasl? nallah artk bitti ya?" diye ineli gemi olsunlarla karlarlard. Bununla beraber, artk ben de Raif efendiden sklmaya balamtm. irkette pek fazla oturduum yoktu. Elimde bir evrak antasyla bankalar ve siparilerini kabul ettiimiz devlet dairelerini dolayor; ara sra bu evrak tanzim edip mdre veya mdr muavinine izahat vermek iin masamn bana geiyordum. Buna ramen karmdaki masada canl olduundan phe ettirecek kadar hareketsiz oturan, tercme yapan veya ekmesinin gzndeki "Almanca romann" okuyan bu adamn sahiden manasz ve skc bir mahluk olduuna kanaat getirmitim. Ruhunda herhangi bir eyler olan bir kimsenin bunlar ifade etmek arzusuna mukavemet edemeyeceini dnyor, bu kadar sessiz ve alakasz bir insann iinde, nebatlarnkinden pek de farkl olmayan bir hayat bulunduunu tahmin ediyordum: Bir makine gibi buraya geliyor, ilerini gryor, anlaya-madm bir itiyatla birtakm kitaplar okuyor ve akamlar alveriini yapp evine dnyordu. htimal, birbirine tpk tpksna benzeyen bu bir sr gnlerin ve hatta senelerin iinde, hastalk zamanlar yegne deiiklikti. Arkadalarn anlattna gre, o oldum olas byle yaamaktayd. Kendisinin herhangi bir ekilde heyecanlandn imdiye kadar gren yoktu. Amirlerinin en yersiz, en haksz ithamlarna hep ayn sakin ve ifadesiz bakla mukabele ediyor, yapt tercmeleri daktiloya verir ve alrken hep ayn manasz tebessmle rica ve teekkrde bulunuyordu. Bir gn gene, srf daktilolarn Raif efendiye ehemmiyet vermemeleri yznden ge kalm olan bir tercme iin Hamel i, bizim odaya kadar gelmi, olduka sert bir sesle: "Daha ne kadar bekleyeceiz? Size acele iim var, gideceim, dedim. Hl Macar irketinden gelen mektubun tercmesini getirmediniz!" diye barmt. teki, iskemlesinden sratle dorularak: 21

  • "Ben bitirdim efendim! Hanmlar bir trl yazamadlar. Kendilerine baka iler verilmi!" dedi. "Ben size bu iin hepsinden acele olduunu sylemedim mi?" "Evet efendim, ben de onlara syledim!" Hamdi daha ok bard: "Bana cevap vereceinize size havale edilen ii yapn!" Ve kapy vurarak kt. Raif efendi de onun arkasndan karak daktilolara tekrar yalvarmaya gitti. Ben, btn bu manasz sahne esnasnda bana kk bir nazar atmaya bile lzum grmeyen Hamdi'yi dndm. Bu srada tekrar ieri giren Almanca mtercimi, yerine geerek ban nne edi. Yznde insan hayret, hatta hiddete sevk eden o sarslmaz skn vard. Eline bir kurunkalem alarak kd karalamaya balad. Yaz yazmyor, birtakm izgiler iziyordu. Fakat bu hareketi, sinirli bir adamn, farknda olmadan, herhangi bir eyle megul olmas deildi. Hatta dudaklarnn kenarnda, sar byklarnn hemen alt tarafnda, kendinden emin bir tebessmn belirdiini grr gibiydim. Eli kdn zerinde ar ar hareket ediyor ve o, ikide birde durup gzlerini k-lterek, nne bakyordu. Grd eyden memnun olduunu, yzn saran o belli belirsiz glmsemeden anlyordum. Nihayet kalemi yanna brakt, karalad kd uzun uzun seyretti. Ben gzlerimi hi ayrmadan ona bakyordum. Bu sefer yznde yepyeni bir ifadenin peyda olduunu grnce ardm: Adeta birisine acr gibi bir hali vard. Meraktan yerimde duramyordum. Kalkacam srada o doruldu, tekrar daktilolarn odasna gitti. Hemen frladm, bir admda kar masaya vardm ve Raif efendinin, zerine bir eyler izdii kd aldm. Buna bir gz atnca hayretimden donakaldm. Avu ii kadar kdn zerinde Hamdi'yi gryordum. Be on basit fakat fevkalade ustaca izginin ierisinde btn hviyetiyle o vard. Bakalarnn ayn benzeyii bulacaklarn pek zannetmem, hatta teker teker aratrlnca belki hibir taraf benzemiyordu, fakat onun biraz evvel odann ortasnda nasl avaz avaz bardn gren bir insan iin yanlmaya imkn 22

  • yoktu. Hayvanca bir hiddet ve tarifi imknsz bir bayalkla, mustatil* eklinde alm duran bu az; bakt yeri delmek istedii halde aciz iinde boulmua benzeyen bu izgi halindeki gzler; kanatlar mbalaal bir ekilde yanaklara kadar genileyen ve bylece ehreye daha vahi bir ifade veren bu burun... Evet, bu, birka dakika evvel urada duran Hamdi'nin, daha dorusu onun ruhunun resmiydi. Fakat hayretimin asl sebebi bu deildi: Ben irkete girdiimden, yani aylardan beri, Hamdi hakknda birbirine zt bir sr hkmler verip duruyordum. Onu bazan mazur grmeye alyor, ok kere de istihfaf ediyordum**. Asl ahsiyetiyle, bugnk mevkiinin ona verdii ahsiyeti birbirine kartryor, sonra bunlar ayrmak istiyor ve bsbtn kmaza giriyordum. te Raif efendinin birka izgi ile ortaya koyduu Hamdi, benim uzun zamandan beri grmek istediim halde bir trl gremediim insand. Yznn btn iptidai ve vahi ifadesine ramen acnacak bir taraf vard. Zalimlik ve zavallln itiraki hibir yerde bu kadar vazh*** olarak gsterilmemitir. Sanki on senelik arkadam ilk defa bugn sahiden tanyordum. Ayn zamanda bu resim bana birdenbire Raif efendiyi de izah etmiti. imdi onun sarslmaz sknetini, insanlar ile m-nasebetlerindeki garip ekingenliini gayet iyi anlyordum. Etrafn bu kadar iyi tanyan, karsndakinin ta iini bu kadar keskin ve ak gren bir insann heyecanlanmasna ve herhangi bir kimseye kzmasna imkn var myd? Byle bir adam, nnde btn kkl ile rpnan birine kar ta gibi durmaktan baka ne yapabilirdi? Btn teessrlerimiz, inkisarlarmz****, hiddetlerimiz, karmza kan hadiselerin anlalmadk, beklenmedik taraflarnadr. Her eye hazr bulunan ve kimden ne gelebileceini bilen bir insan sarsmak mmkn mdr? Raif efendi, benim iin tekrar merak verici bir mahiyet almt. Kafamda onun hakknda, biraz evvel beliren a ramen, birok tezatlarn bulunduunu seziyordum. Elimde tuttu- * Dikdrtgen. ** Kmsyordum. *** Ak, belirgin. **** D krklklarmz.

    23

  • um resmin izgilerindeki isabet, bunun bir heveskr elinden kmadn gsteriyordu. Bunu yapan kimsenin uzun seneler resimle uram olmas lazmd. Burada sadece baktn sahiden gren bir gz deil, grdn btn incelikleriyle tespit etmesini bilen bir hner de vard. Kap ald. Elimdekini abucak masaya brakmak istedim, fakat ge kalmtm. Macar irketinden gelen mektubun terc-meleriyle bana doru yaklaan Raif efendiye zr diler gibi: "ok gzel bir resim... " dedim. Onun aracan, srrn ele vereceimden korkacan sanmtm. Hi de byle olmad. Her zamanki yabanc ve dalgn glyle kd elimden alarak: "Senelerce evvel, bir mddet resimle megul olmutum!.. " dedi. "Ara sra, el alkanlyla bir eyler karalyorum... Gryorsunuz ya, manasz eyler... Can sknts ite... " Resmi avucunun iinde buruturarak kt sepetine att. "Daktilo hanmlar pek acele yazdlar!" diye mrldand. "Herhalde yanllar vardr, fakat okumaya kalksam Hamdi beyi daha ok kzdracam... Hakk da var... Gtrp vereyim bari... " Tekrar dar kt. Gzlerimle kendisini takip ettim. "Hakk da var, hakk da var!" diye syleniyordum. Bundan sonra Raif efendinin her hali, sahiden manasz ve ehemmiyetsiz olan hareketleri bile, bana merak vermeye balad. Onunla konumak, hakiki hviyetine dair bir eyler renmek iin her frsattan istifadeye kalktm. O benim bu fazla sokulganlm fark etmez grnd. Bana kar, nazik, fakat daima arada bir boluk brakan tavrn muhafaza etti. Dostluumuz dtan ne kadar ilerlerse ilerlesin, ii bana daima kapal kald. Hatta ailesini, bu aile arasndaki vaziyetini yakndan grnce hakkndaki merakm bsbtn artt. Kendisine yaklamak iin attm her adm beni birok yeni muammalarla kar-latryordu. Evine ilk defa olarak, mutat hastalklarndan birinde gittim. Hamdi yarna kadar tercme edilecek bir yazy hademe ile gndermek istiyordu: 24

  • "Bana ver, hem ziyaret etmi olurum" dedim. "Pekl... Bak bakalm nesi var. Bu sefer fazla uzad!" Hakikaten bu sefer hastal biraz uzun srmt. Bir haftadan beri irkete uramyordu. Hademelerden biri Ismetpaa mahallesindeki evi tarif etti. Mevsim k ortalaryd. Erkenden karanlk ken sokaklarda yrmeye baladm. Ankara'nn asfalt deli yollarna hi benzemeyen bozuk kaldrml dar mahalleleri getim. Birbiri arkasna yokular ve iniler vard. Uzun bir yolun sonunda, adeta ehrin bittii yerlerde, sola saptm ve kedeki kahveye girerek evi rendim: Ta ve kum yl arsalarn arasnda tek bana duran iki katl, sar boyal bir bina. Ra-if efendinin alt katta oturduunu biliyordum. Zili aldm. Kapy on iki yalarnda bir kz ocuu at. Babasn sorunca, yapmack bir tavrla yzn buruturup dudaklarn bkerek: "Buyurun!" dedi. Evin ii hi de zannettiim gibi deildi. Yemek odas olarak kullanld anlalan holde byk ve alp kapanr bir masa, kenarda ii kristal takmlarla dolu bir bfe vard. Yerde gzel bir Sivas hals duruyor, yan taraftaki mutfaktan dar yemek kokular vuruyordu. Kz beni evvela misafir odasna ald. Buradaki eya da gzel, hatta pahal eylerdi. Krmz kadife koltuklar, alak ceviz sigara masalar ve bir kenarda kocaman bir radyo oday dolduruyordu. Her tarafta, masalarn stnde ve ka-napelerin arkalnda ince ilenmi, krem rengi dantel ve gemi eklinde yazlm bir "Ament" levhas aslyd. Kk kz birka dakika sonra kahve getirdi. Yznde nedense hep o beni kk grmek, benimle alay etmek isteyen mark ifade vard. Fincan elimden alrken: "Babam rahatsz efendim, yatandan kamyor, siz ieri buyurun!" dedi. Bunu sylerken de benim bu kibar muameleye hi layk olmadm ka ve gzleriyle anlatmak ister gibiydi. Raif efendinin yatt odaya girince bsbtn ardm. Buras evin dier taraflarna hi benzemiyen, adeta bir leyli mektep yatakhanesi, veya bir hastane kouu gibi yan yana bir sr beyaz karyolalarn dizili durduu kk bir odayd. Raif efendi bu yataklardan birinde, beyaz rtlerin altnda, yar otu- 25

  • rur bir vaziyette yatyor ve gzlklerinin arkasndan beni selamlamaya alyordu. Oturmak iin bir iskemle aradm. Odada bulunan iki iskemlenin zeri de yn hrkalar, kadn oraplar, srttan karlp atlvermi birka ipekli elbise ile doluydu. Bir kenarda, kaps yar ak duran, viner boyal adi elbise dolabnn iinde rastgele aslm elbiseler, tayyrler ve bunlarn altnda dml bohalar vard. Odada insan artacak bir kargaalk hkm sryordu. Raif efendinin baucundaki komodinin zerinde, teneke bir tepsi iinde, leden kald anlalan kirli bir orba taba, az ak kk bir srahi ve bunlarn yannda, ieler veya tpler iinde bir sr ila duruyordu. Hasta adam: "uraya oturuverin canm!" diyerek yatan ayakucunu gsterdi. yle ilitim. Karmdakinin srtnda, dirsekleri delinmi, alacal bulacal, ynden rme bir kadn hrkas vard. Ban karyolann beyaz demirlerine dayamt. Elbiseleri benim bulunduum tarafta, karyolann ayakucunda st ste aslm duruyordu. Oday gzden geirdiimi hisseden ev sahibi: "Ben burada ocuklarla beraber yatarm... Oday darmadan ediyorlar... Zaten kk ev, samyoruz da... " dedi. "Kalabalk msnz?" "Eh, epeyce! Bir yetikin kzm var; liseye gidiyor. Bir de sizin grdnz... Sonra baldzm ve kocas, iki kaynbiraderim... Hep beraber oturuyoruz. Baldzmn da ocuklar var... ki tane... Ankara'da ev derdi malum. Ayr kmaya imkn yok... " Bu srada darda ikide birde zil alyor, grltden ve bara bara konumalardan eve aile efradndan birinin geldii anlalyordu. Bir aralk odann kaps ald. eri krk yalarnda, kesik salar kulaklarna ve yzne dklm, imanca bir kadn girdi. Raif efendinin kulana eilip bir eyler syledi. teki ona cevap vermeden beni iaret ederek: "Daire arkadalarndan..." diye takdim etti. "Refikam." 27

  • Sonra karsna dnerek: "Ceketimin cebinden al!" dedi. Kadn bu sefer kulana filan eilmeden sylendi: "Ayol, para iin gelmedim, kim gidip alacak... Sen de bir trl kalkamadn!" "Nurten'i yollayver. U admlk yer!" "Gece vakti bacak kadar ocuu bakkala nasl yollarm? Bu soukta, sonra kz... Hem git desem bile beni dinler mi?" Raif efendi dnd, dnd; sonra, sanki nihayet bir are bulmu gibi ban sallayarak: "Gider, gider!" dedi ve nne bakt. Kadn ktktan sonra bana dnerek: "Bizim evde de ekmek almak bir mesele... Bir hastalandk m gnderecek adam bulamazlar!" dedi. Pek stme vazifeymi gibi: "Kaynbiraderleriniz kk m?" diye sordum. Yzme bakt; cevap vermedi. Hatta ehresinin ifadesi sualimi hi duymam intiban brakyordu. Fakat birka dakika sonra: "Hayr, ufak deiller!" dedi. "kisi de ie gidiyorlar. Onlar da bizim gibi memur. Bacanak ktisat Vekleti'ndedir, birer ie yerletirdi. Okumadlar, ellerinde bir orta mektep ahadetnamesi* bile yok!" Sonra, birdenbire szn keserek sordu: "Tercme iin bir ey mi getirdiniz?" "Evet... Yarma lazmm. Sabahleyin hademeyi gnderecekler!" Ktlar ald, yanna brakt. "Ben de hastalnz merak ettim." "Teekkr ederim... Uzunca srd. Cesaret edip kalkamyorum!" Baklarnda garip bir tecesss vard. Alakamn sahi olup olmadn aratrr gibiydi. Onu inandrmak iin birok eyler yapmaya hazrdm, fakat ilk defa olarak herhangi bir ekilde bir heyecan ifade ettiini grdm gzleri abucak eski ifade-sizliklerine ve o her zamanki bombo tebessme dndler. imi ekerek kalktm. Birdenbire dorulup elimi tuttu: "Ziyaretinize teekkr ederim olum!" dedi. * Diplomas. 27

  • Sesinde bir scaklk vard. imden geenleri sezmie benziyordu. Hakikaten Raif efendiyle aramzda bugnden sonra bir yaknlk hsl oldu. Onun bana kar olan muamelesinin deitiini pek syleyemeyeceim. Hele benimle samimi olduunu, bana iini atn iddia etmek aklmdan bile gemez. O hep ayn kapal, sessiz insan olarak kald. Geri baz akamlar daireden beraber karak evine kadar yrr, hatta bazan ieri de birlikte girerek, krmz mobilyal misafir odasnda birer kahve ierdik. Fakat bu esnada ya hi konumaz yahut da havadan sudan, Ankara'nn pahallndan, smetpaa mahallesindeki kaldrmlarn bozukluundan bahsederdik. Evine, oluk ocuuna dair bir ey syledii nadirdi. Ara sra: "Bizim kz riyaziyeden* gene krk numara alm!" der sonra hemen laf deitirirdi. Ben de bu hususta bir ey sormaktan ekiniyordum. Kendisini ilk ziyaret ettiim akam karlatm aile efrad, zerimde pek iyi bir tesir brakmamt. Hastann yanndan kp holden geerken ortadaki byk masann etrafna dizilmi grdm iki delikanl ile on be on alt yalarnda bir gen kz, birbirlerine sokularak, benim arkam dnmemi beklemeden fsldap glmeye balamlard. Glnecek bir tarafm olmadn biliyordum. Fakat bunlar da, o yalardaki her kof insan gibi, ilk rastladnn suratna glmeyi bir nevi stnlk alameti sayanlardand. Kk Nurten bile ablasna ve daylarna uymak iin rpnyordu. Sonradan bu eve her gidiimde ayn eyi grdm. Ben de henz gentim, yirmi be yam doldurmamtm, fakat birtakm gen insanlarda grdm bu garip itiyat: Tanmadklar, ilk defa grdkleri bir insan pek tuhaf bir ey telakki etmek merak, hayretimi uyandryordu. Raif efendinin vaziyetinin de pek ho olmadn ve bu kalabaln iinde onun fazla ve lzumsuz bir ey gibi durduunu fark ediyordum. Sonradan, bu eve gidip geldike, bu ocuklarn hepsiyle ahbap oldum. Hi de fena insanlar deillerdi. Yalnz bo, bom- * Aritmetikten. 28

  • bo mahluklard. Yaptklar mnasebetsizlikler hep buradan geliyordu. lerinin esneyen boluu karsnda ancak baka baka insanlar istihfaf ve tahkir etmek, onlara glmek suretiyle kendilerini tatmin edebiliyorlar, ahsiyetlerinin farkna varyorlard. Konumalarna dikkat ederdim. ktisat Vekleti'nin en kk iki memuru olan Vedat'la Cihat'm daire arkadalarn, Raif efendinin byk kz Necla'nn da mektep arkadalarn ekitirmekten, kendilerinde de aynen mevcut olan birtakm giyini ve hareket garabetlerini yalnz bakalarnda grp alaya alarak fkr fkr glmekten baka ileri yoktu: "Muall'nm dnde giydii o tuvalet neydi ayol? Kh, kh, kh!" "Kz bizim Orhan' nasl tersledi, bir grseydin... Kah, kah, kah!" Raif efendinin baldz Ferhunde Hanm, ve drt yalarndaki iki ocuu ile uramaktan ve bunlar ablasna brakmak frsatn bulur bulmaz, srtna bir ipekli elbise geirip alelacele boyanarak gezmeye gitmekten baka bir ey dnecek halde deildi. Kendisini ancak birka kere, bfenin stndeki aynada, boyal ve ondleli salarn tll apkasnn altna yerletirmeye urarken grdm. Daha olduka gen, henz otuz yalarnda olduu halde, gzlerinin ve aznn kenarn saysz buruukluklar kaplamt. Boncuk mavisi gzleri, eya zerinde bir saniyeden daha fazla duramyor ve doduu andan beri mahkm olduu sebepsiz bir i skntsn aksettiriyordu. stleri balar daima bakmsz, yzleri ve elleri daima kirli ve benizleri daima soluk olan ocuklarna, anlayamad melun bir dmann musallat ettii iki ceza gibi kzyor, sslenip sokaa kaca srada kirli elleriyle stne dokunmamalar iin onlar yanndan nasl uzaklatracan bilemiyordu. Ferhunde hanmn kocas, ktisat Vekleti ube mdrlerinden Nurettin bey ise bizim Hamdi'nin bir baka trlsyd. ()tuz otuz iki yalarnda, kumral ve dalgal salarn ihtimamla .rkaya tarayp berber raklar gibi kabartan, "Naslsnz?" dedikten sonra bile byk bir hikmet savurmu gibi dudaklarn birbirine yaptrarak hafife ban sallayan bir adamd. Konu- 29

  • surken insann yzne sabit gzlerle bakar ve bu esnada gzlerinin iinde: "Yahu, sizin syledikleriniz de laf m? Siz ne bilirsiniz sanki?" diyen bir tebessm dolard. Bir sanayi mektebini bitirdikten sonra dericilik tahsil etmek zere nedense italya'ya gnderilmi, fakat orada ancak biraz lisan, bir de mhim adam tavrlar almay renmiti. Bununla beraber, hayatta muvaffak olmak iin mhim meziyetleri vard: Bir kere kendisini, byk bir itimatla, pek yksek makamlara layk gryor ve bilip bilmedii her vadide olur olmaz fikirler yrtmek, istisnasz herkesi istihfaf etmek suretiyle etrafnda-kileri kymetine inandryordu. (Ev halkmdaki bu istihfaf illetinin onlara, pek hayran olduklar bu eniteden getiini zannediyorum.) Sonra stne bana ok dikkat ediyor, her gn tra oluyor, ypranm pantalonlarn kendi nezareti altnda sk sk tletiyor, ayakkabnn en kn, orabn en fantazisini bulmak iin bir cumartesi gnn dkkn dkkn gezmeye hasredebi-liyordu. Hatta, sonralar rendiime gre, ald maa kendisinin ve karsnn giyimine ancak yetmekte, iki kaynbiraderin eline geen otuz beer liradan da bir hayr olmad iin, evin btn masraf bizim Raif efendinin clz cretine yklenmekteydi. Buna ramen, evde zavall ihtiyardan baka herkesin borusu tyordu. Raif efendinin, daha krk yana gelmeden ihtiyarlayan, gevemi etleri, gbeine kadar sarkan memeleriyle acayip bir imanl birletiren kars Mihriye hanm, btn gnn mutfakta yemek piirmek, bo zamanlarnda yn yn ocuk orab yamamak ve kz kardeinin birbirinden haar "yumurcaklarna" bakmakla geirdii halde, bir trl ev halkna yaranamyordu. Hi kimse evin nasl dndn sormuyor, sadece, kendisini ok daha yksek bir hayata layk grd iin, yemekleri beenmemek, bir eye dudak bkp burun kvrmak suretiyle, yeni bir tatszlk karyordu. Nurettin bey: "Bu ne biim ey canm?" derken adeta: "Benim verdiim yzlerce lira nereye gidiyor Allah akna?"demek ister gibiydi. Boyunlarna yedi liralk earp takan kaynbiraderler ise : "Ben bu yemei sevmedim, bana yumurta piir... " yahut: "Ben doymadm, bana sucuk kzartver!" diye Mihriye ablalarn sofradan 30

  • kaldrp mutfaa yollamaktan hi ekinmiyorlar, sonra da, herhangi bir akam ekmek almak iin on bir kuru lazm olunca, bunu ceplerinden vermeye kyamayarak, odasnda hasta yatan Raif efendiyi dald uykudan uyandryorlar; bu da yetmiyormu gibi onun niin hl iyi olmadna ve bakkala kendisinin gitmediine kzyorlard. Evin, misafirlerin gzne grnmeyen ksmlarndaki perianlna mukabil, holdeki ve misafir odasndaki intizam bir dereceye kadar Necla'nn eseriydi. Fakat tekiler de, temasta bulunduklar ahbaplarna kar evlerinin suratna bu ekilde bir maske geirmeyi muvafk bulmulard. Bu yzden, hatta kendileri de itirak etmek suretiyle, mobilya maazalarna senelerce taksit demiler, bir hayli skntya katlanmlard. Fakat imdi krmz kadife takmlar misafirleri takdirle balarn sallamaya sevk ediyor ve on iki lambal radyo, btn mahalleyi grltye boabiliyordu. Cameknl bfede dizili duran altn yaldzl kristal iki takm ise, sk sk getirip beraber rak itii arkadalarna kar Nurettin beyi asla kk drmyordu. Btn bu ykleri eken Raif efendi olduu halde, evde onun yokluu ile varl msavi gibiydi. En knden en byne kadar herkes onu fark etmez grnyordu. Kendisiyle gndelik ihtiyalardan ve para meselelerinden baka bir ey konumazlard; ok kere bunlar da Mihriye hanm vastasyla halletmeyi tercih ediyorlard. Sanki cansz bir makine sabahleyin birtakm siparilerle dar braklyor, akamzeri kollar dolu bir halde dnyordu. Be sene evvel, Ferhunde hanmla evlenmek istedii sralarda, Raif beyin peini brakmayan, ona ho grnmek iin trl trl roller yapan, niandan sonra eve her geliinde mstakbel bacanana da gnl alacak bir ey getirmeyi unutmayan Nurettin bey bile, imdi bu kadar manasz bir insanla ayn evde oturmaktan sklr gibiydi. Onun niin daha fazla para kazanmadna, niin daha lks bir hayat lemin etmediine kzyorlar, fakat ayn zamanda onun bir hi, ('hemmiyetsiz ve kymetsiz bir sfr olduundan emin bulunuyorlard. Olduka akl banda bir insana benzeyen Necla ile, 31

  • henz ilk mektebe devam eden Nurten bile, ihtimal enitelerinin, teyzelerinin ve daylarnn tesirleriyle, babalarna kar umumi havaya uymulard. Ona gsterdikleri sevgide, bir angarya savarm gibi bir acelecilik; onun hastalyla alakalarnda, bir fkaraya gsterilen yalanc merhamet gibi bir zentilik vard. Yalnz kars, senelerden beri bir saniye bile hafiflemeyen iler ve geim dertleriyle biraz aptallama benzeyen Mihriye hanm, kocasyla elinden geldii kadar megul oluyor, onun kendi evlatlar tarafndan kk grlmemesi, horlanmamas iin gayret ediyordu. Akam yemeinde bir misafir bulunduu zaman kardelerinin veya Nurettin beyin: "Enitem gidip alversin!" diye yksek sesle emretmelerine meydan vermemek iin kocasn yatak odasna ekerek tatl olmaya alan bir sesle: "Haydi, u bakkaldan sekiz yumurta ile bir ie rak alver. imdi onlar sofradan kaldrmayalm!" diyor, fakat kocasnn ve kendisinin bu sofralara neden oturmadklarn, krk ylda bir bunu yapacak olurlarsa, neden adeta dierlerine kar bir saygszlkta bulunmular gibi rahatsz baklarla karlatklarn artk kendisi de dnmyor, belki bunu fark bile etmiyordu. Raif efendinin de karsna kar garip bir rikkati* vard. Aylardan beri srtna bir kere bile mutfak elbisesinden baka bir ey giymeye vakit bulamayan bu kadna hakikaten acr gibiydi. Ara sra: "Naslsn, hanm, bugn ok yoruldun mu?" diye sorar, ba-zan onu karsna alarak ocuklarn snf geme vaziyeti, yaklaan bayramn masraflar hakknda konuurdu. Fakat dier aile efradna kar en kk bir manevi bala merbut** olduunu gsterecek alametler yoktu. Bazan byk kzna gzlerini diker, ondan bir eyler, scak, tatl bir eyler bekler gibi dururdu. Fakat bu anlar abucak geer, ocuunun manasz bir krt, yersiz bir gl ile sanki aradaki boluk birdenbire kendini gsteriverirdi. Raif efendinin bu halleri zerinde ok dndm. Byle * Merhameti. ** Bal. 32

  • bir adamn -nasl bir adamn, bunu ben de bilmiyordum, fakat onun grnd gibi olmadna emindim- evet, byle bir adamn kendisine en yakn insanlardan isteyerek kamasna imkn yoktu. Btn mesele, etrafmdakilerin onu tanmamasn- dayd ve o da kendini tantmak iin herhangi bir teebbste bulunacak adam deildi. Bundan sonra aradaki buzu zmeye, bu insanlarn birbirlerine kar duyduklar mthi yabancl gidermeye imkn yoktu. nsanlar birbirlerini tanmann ne kadar g olduunu bildikleri iin bu zahmetli ie teebbs etmektense, krler gibi rastgele dolamay ve ancak arptka birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmay tercih ediyorlar. Yalnz, sylediim gibi, Raif efendi byk kzndan, Necla'dan bir eyler bekler gibiydi. Yznn hareketlerinde, azn, ellerini oynatmakta boyal teyzesini taklit eden ve btn manevi kuvvetini de enitesinin ukalalndan alan bu kzn, bu kaln d kabuklara ramen iinde sahici insandan bir eyler kaldn zannettirecek alametler mevcuttu. Babasna kar arszln hakaret derecesine getirmeye alan kardei Nurten'i azarlaymda bazan hakiki bir infial* seziliyor, sofrada veya odada Raif efendiden pek istihfafla bahsedildii sralarda hzla kapy vurup kt oluyordu. Fakat bu haller, iinde saklanp kalm olan insanln ara sra nefes almak iin yapt hamlelerden ibaretti ve muhitinin senelerce sabrl bir alma ile vcuda getirdii sahte ahsiyet, asl hviyetinin bakaldrmasna meydan vermeyecek kadar kuvvetliydi. Fakat, belki de genliimin verdii tahammlszlkle, Raif efendinin bu adeta korkun sessizliine kzyordum. irkette olsun, evde olsun, kendisine ruhen tamamen yabanc insanlarn onu adamdan saymamalarn ho grmekle kalmyor, bunda adeta bir nevi isabet de buluyordu. Geri etraflar tarafndan anlalmayan, haklarnda daima yanl hkmler verilen insanlarn zamanla bu yalnzlklarndan bir gurur ve ac bir zevk duymaya baladklarn biliyordum, fakat hibir zaman etrafn hu hareketini hakl bulacaklarn tasavvur edemiyordum. " Krgnlk. 33

  • Birok vesilelerle, onun hisleri ktlemi bir adam olmadn fark etmitim. Hatta bunun aksine olarak ok alngan, gayet ince grnl ve dikkatliydi. Yalnz nne bakar gibi duran gzlerinden hibir ey kamyordu. Bir gn bana getirilecek kahve iin kzlarnn darda birbirleriyle yava sesle: "Sen piir!" diye mnakaa ettiklerini duymu, hi sesini karmam, fakat on gn sonra ikinci bir defa evlerine gidiimde hemen dar seslenerek: "Kahve piirmeyin, imiyor!" demiti. Kendisine ar gelen bu hadisenin tekrarn grmemek iin yapt bu harekette beni kendisine mahrem etmi olmas, ona daha ok balanmama sebep oldu. Hl daha bir ey konumamtk. Fakat artk buna hayret etmiyordum. Onun sessiz sedasz yaay, tahamml edii, insanlarn zaaflarna merhametle ve edepsizliklerine elenerek bak kfi bir irade deil miydi? Beraber yrdmz zamanlar yanmda gidenin bir insan olduunu btn kuvvetimle hissetmiyor muydum? Bu sralarda, insanlarn birbirlerini aramalar, bulmalar ve birbirlerinin iini seyretmeleri iin konumann neden muhakkak surette lazm olmadn, neden baz airlerin boyuna, tabiatn gzellii karsnda yanlarnda konumadan gidecek birini aradklarn anladm. Yanmda azn amadan yryen, karmda ses karmadan alan bu adam-dan, ne rendiimi iyice bilmediim halde, bana senelerce ders veren birinden renebileceimden ok daha fazla eyler rendiime emindim. Onun da benden memnun olduunu hissediyordum. Her insana ve ilk tantmz sralarda bana kar gsterdii o rkek ve ekingen hali kalmamt.Yalnz baz gnler birdenbire vahileiyor, gzleri btn ifadesini kaybediyor, klyor ve kendisine hitap edildii zaman yava, fakat her trl yaknlamay meneden bir sesle cevap veriyordu. Byle zamanlarnda tercme yapmay da ihmal ediyor, ok kere kalemi yanna brakarak saatlerce nndeki ktlar seyrediyordu. Onun imdi btn mesafelerin ve zamann arkasna ekilmi olduunu ve oraya kimseyi brakmayacan seziyor ve hi sokulmak teeb- 34

  • bsnde bulunmuyordum. Yalnz iimi bir endie kaplyordu: nk Raif efendinin hastalklarnn, garip bir tesadfle, ekseriya byle gnleri takip ettiini fark etmitim. Bunun sebebini pek abuk, fakat pek hazin bir ekilde rendim. Fakat her eyi srasyla anlatacam. ubat ortalarnda bir gn Raif efendi gene irkete gelmedi. Akamzeri evine uradm zaman kapy kars Mihriye hanm at. "Buyurun, siz misiniz?" dedi. "Biraz evvel uykuya dald... sterseniz uyandraym!" "Hayr! Rahatsz etmeyin... Nasl?" dedim. Kadn beni misafir odasna ald: "Atei var. Bu sefer sancdan da bahsediyor!" Sonra, ikyet eden bir sesle ilave etti: "Ah olum, kendine de hi dikkat etmiyor... ocuk deil ki... Ortada hibir ey yokken birden nevri dnyor... Ne oluyor bilmem... Oturup insanla iki laf etmez ki... Ban alp gidiyor... Sonra da ite byle yataa seriliveriyor..." Bu srada yandaki odadan Raif efendinin sesi iitildi. Kadn abucak oraya kotu. Ben hayret iinde kaldm. Shhatine bu kadar dikkat eden, yn fanilalar, atklar iinde kendini nasl muhafaza edeceini bilmeyen bu adamn herhangi bir ihtiyatszlkta bulunacana ihtimal verilebilir miydi? Mihriye hanm tekrar gelerek: "Kap alnca uyanm. Buyurun!" dedi. Raif efendinin halini bu sefer biraz dkn buldum. Benzi pek sar, nefesi pek sratliydi. Her zamanki ocuka tebessm bana daha ziyade yzn adalelerini yoran bir srtma gibi geldi. Gzleri de, camlarn altnda, daha derine kama benziyordu. "Ne oldunuz gene Raif bey, gemi olsun!" dedim. "Teekkr ederim!" Sesinde hafif bir ksklk vard. ksrd zaman gs adamakll sarslyor ve hrldyordu. Merakm abucak gidermek iin sordum: "Kendinizi nasl ttnz? Herhalde souk algnl olacak!..." Uzun mddet yatann beyaz rtsne bakarak durdu. 35

  • ocuklaryla karsnn beyaz karyolalar arasna skm duran kk bir demir soba, oday fazla scak yapmt. Buna ramen karmdaki r grnyordu. Yorganm boazna kadar ekerek: "Evet, souk aldm galiba!" dedi. "Dn akam yemekten sonra biraz dar kmtm... " "Bir yere mi gittiniz?" "Hayr... yle azck dolamak istedim... Ne bileyim... im skld galiba..." Onun herhangi bir eye ii skldn sylemesi beni artt. "Biraz fazla yrmm... Ziraat Enstitleri tarafna gitmitim... Keiren yokuunun alt bana kadar gelmiim... Hzl m yrdm nedir... Scak bast... nm atm... Hava da rzgrlyd... Biraz da kar sepeliyordu... Herhalde dm... " Gece vakti, kar ve rzgrda, tenha yollarda, gsn barn aarak saatlerce dolamak Raif efendiden beklenir ey deildi. "Bir eye mi cannz skld?" dedim. Telala cevap verdi: "Yok canm... Ara sra olur... Gece vakti yalnz bama dolamak isterim. Kim bilir, evin grlts m canm skyor nedir!.." Sonra, fazla sylemi olmaktan korkar gibi acele acele: "nsan ihtiyarladka byle oluyor galiba!" dedi. "oluk ocuun ne kabahati var!" Darda gene grlt, hzl konumalar balamt. Mektepten dnen byk kz ieri girdi, babasnn yanaklarn pt: "Nasl oldun babacm?" Sonra bana dnerek elimi skt: "Efendim, hep byle oluyor... Ara sra aklna esip, ben biraz kahveye gideceim, diyor sonra da kendini orada m tyor, yolda m tyor nedir, hastalanveriyor... Ka defadr byle oldu... Kahvede ne var bilmem!" Paltosunu syrp bir iskemlenin zerine attktan sonra, hemen dar kt. Raif efendinin bu hallerine alma benziyor ve fazla ehemmiyet vermiyordu. 36

  • Hastann yzne baktm. O da gzlerini bana evirmiti ve bunlarda hibir izah, hibir hayret yoktu. Ben ev halkna niin bu yalan sylediini deil, bana niin hakikati sylediini merak ediyor fakat bundan biraz da gurur duyuyordum: Bir insana bakalarndan daha yakn olmann gururunu. Dar kp evin yolunu tuttuum srada dnmeye daldm. Acaba Raif efendi hakikaten basit ve ierisi bombo bir adam deil miydi? Hayatta hibir gayesi, hibir ihtiras olmad, insanlara, kendisine en yakn olanlara kar bile, bir alaka duymad muhakkakt... u halde ne istiyordu?.. Onu gece vakti sokaklara dren acaba iinin bu boluu, hayatnn bu gayesizlii deil miydi?.. Bu srada, oturduum otelin nne geldiimi grdm. Burada, iki karyolann zor sd bir odada bir arkadala beraber oturuyorduk. Saat sekizi geiyordu. Canm yemek istemedii iin odama kmay ve biraz kitap okumay dndm, fakat derhal vazgetim: Otelin altndaki kahvede gramofon tam bu saatlerde sesini son haddine kadar ykseltiyor ve yan bamzdaki odada yatan Suriyeli bar artisti, iine gitmek iin tuvalet yaparken Arapa arklarnn en crlaklarn bu sralarda sylyordu. Geriye dnerek kenarlar amurlu asfalt zerinde Keiren istikametinde yrdm. Yolun iki tarafnda evvela otomobil tamir atlyeleri, bask sala kahveleri vard. Sonra sa tarafta, tepeye doru trmanan evler, solda, biraz ukurda, yapraklarn dkm aalaryla baheler balad. Yakam kaldrdm. Hzl ve rutubetli bir rzgr esiyordu, iimde, ancak sarho olduum zamanlar hissettiim, mthi bir yrmek ve komak arzusu vard. Saatlerce, gnlerce gidebileceimi zannediyordum. Etrafma bakmay unutmu, bir hayli ilerlemitim. Rzgr oald iin adeta gsmden biri iter gibi oluyor, bu kuvvetle mcadele ederek ilerlemek bana zevk veriyordu. Birdenbire niin buralara geldiimi dndm... Hi... Sebep filan yoktu... Karar vermeden yryp gelmitim. Yolun iki tarafndaki aalar rzgrdan inliyor ve gkyznde bulutlar, byk bir hzla koup gidiyordu. lerideki siyah ve kayalk tepeler henz biraz aydnlkt ve onlara srnp geen bulutlar 37

  • sanki buralarda kendilerinden birer para brakyorlard. Gzlerimi yumarak ilerliyor ve slak havay iime ekiyordum. Kafamdan skp attm sual tekrar belirdi: Niin buralara geldim?.. Rzgr dn akamkine pek benziyordu, belki biraz sonra kar da sepelemeye balayacakt... Dn akam buralarda baka bir adam, gzlkleri buulanarak, apkas elinde ve gs bar ak, koar gibi yryordu... Rzgr ksa ve seyrek salarnn arasna giriyor, kim bilir nasl tutuan bana, dtan bir serinlik veriyordu. Bu ban iinde neler vard? Bu ba, bu hasta, bu yal vcudu neden buralara srklemiti? Raif efendinin o karanlk ve souk gecenin iinde nasl yrdn, yznn nasl bir ekil aldn tasavvur etmek istiyordum. Buraya neden geldiimi imdi anlamtm: Onu ve onun kafasnn iinden geenleri burada daha iyi greceimi zannediyordum. Fakat ite ben, apkam uurmak isteyen rzgrdan, uuldayan aalardan ve koup giderken birok ekillere giren bulutlardan baka bir ey grmyordum. Onun yaad yerde yaa-mak, onun gibi yaamak demek deildi... Bunu zannetmek iin pek saf ve ancak benim kadar gafil olmak lazmd. Hzl hzl otele dndm. Kahvenin gramofonu ve Suriyeli kadnn arks kesilmiti. Arkadam yatana uzanm kitap okuyordu. Bana yandan bir gz att: "Ne o, apknlktan m geliyorsun?" dedi. nsanlar birbirlerini ne kadar iyi anlyorlard... Bir de ben bu halimle kalkp baka bir insann kafasnn iini tahlil etmek, onun dz veya kark ruhunu grmek istiyordum. Dnyann en basit, en zavall, hatta en ahmak adam bile, insan hayretten hayrete drecek ne mthi ve kark bir ruha maliktir!.. Niin bunu anlamaktan bu kadar kayor ve insan dedikleri mahluku anlalmas ve hakknda hkm verilmesi en kolay eylerden biri zannediyoruz? Niin ilk defa grdmz bir peynirin evsaf hakknda sz sylemekten katmz halde ilk rast geldiimiz insan hakknda son kararmz verip gnl rahatyla teye geiveriyoruz? Uzun zaman uyuyamadm. Raif efendi beyaz rtl yatanda, kzlarnn gen vcutlaryla karsnn yorgun uzuvlarm- 38

  • dan odaya yaylan havay koklayarak, ateler iinde yatyordu. Gzleri kapalyd ve ruhu kim bilir nerelerde, nerelerde dolayordu?.. Bu sefer Raif efendinin hastal biraz uzunca srd. Her zamanki gibi basit bir soukalgmlma benzemiyordu. Nurettin beyin getirdii ihtiyar doktor, hardal lapas tavsiye etti ve ksrk ilac yazd. Ben iki akamda bir uruyor ve her defasnda onu biraz daha km buluyordum. Fakat kendisi fazla tela etmiyor ve hastalna ehemmiyet vermez grnyordu. Belki de ev halkn telalandrmaktan ekiniyordu. Mihriye hanmla Necla'nn halleri hakikaten insana endie verecek gibiydi. Senelerden beri i yapmaktan dnmeyi bile unutmua benzeyen kadn, byk bir aknlk iinde hastann odasna girip kyor, arkasna hardal lapas korken elinden havlular veya taba dryor, ieride veya darda daima bir ey unutuyor ve hi durmadan aranyordu. plak ayaklarnda eril-mi topuksuz terlikler ile drt tarafa kotuunu hl gryor ve her rast geldikleri insana imdat ister gibi taklp kalan baklarn hl zerimde hissediyorum. Necla annesi kadar kendini kaybetmi olmamakla beraber, byk bir znt iindeydi. Son gnlerde mektebe gitmiyor ve babasn bekliyordu. Aka-mzerleri hastay yoklamaya geldiim zaman kzarm ve imi gzlerinden onun biraz evvel alam olduunu fark ediyordum. Fakat btn bunlar Raif efendiyi daha ok skyor gibiydi. Yalnz kaldmz zamanlar bundan ikyet etmi, hatta bir kere: "Yahu, ne oluyor bunlara? Hemen lyor muyuz?" diye sylenmiti. "lsek ne olacak sanki... Onlara ne? Ben onlar iin neyim?.." Sonra, daha ac ve insafsz bir tavrla ilave etmiti: "Ben onlar iin hibir ey deilim... Hibir ey deildim... Senelerden beri ayn evde beraber yaadk... Bu adam kimdir diye merak etmediler... imdi ekilip gideceimden korkuyorlar..." "Aman Raif bey" dedim. "Bunlar ne biim laflar... Geri biraz fazla tela ediyorlar, ama bunu byle tefsir etmek doru deil... Karnz ve kznz!" 39

  • "Evet, karm ve kzm... Ama ite o kadar..." Ban te tarafa evirdi. Son szlerinden bir ey anlamam ve baka bir ey sormaktan ekinmitim. Nurettin bey, ev halkn teskin etmek iin bir dahiliye mtehasss getirdi. Bu adam uzun uzun muayeneden sonra hastaln zatrree olduunu syledi ve etrafndakilerin aknln grnce: "Yok canm, o kadar mhim deil... Maallah bnyesi mukavim, kalbi de salam, atlatr. Yalnz dikkat etmek lazm... tmeyin. Hatta hastaneye kaldrsanz daha iyi olur!" dedi. Mihriye hanm hastane lafn duyunca bsbtn kendini brakt. Holdeki iskemlelerden birine kerek avaz avaz alamaya balad. Nurettin bey de, haysiyetine dokunulmu gibi yzn buruturarak: "Ne mnasebet?" dedi. "Evinde herhalde hastaneden iyi baklr!" Doktor omuzlarn silkerek gitti. Raif efendi evvela hastaneye gitmeyi istiyor, "Orada hi olmazsa kafam dinlerim!" diyordu. Yalnz kalmak istedii her halinden belliydi, fakat etrafndakilerin bunu ne kadar iddetle reddettiklerini grnce, o da sesini karmaz oldu. Yznde mitsiz bir tebessmle: "Beni orada da rahat brakmazlar ki!" diye mrldand. Bir gn, hl aklmdadr, bir cuma gn akam Raif efendinin baucundaki iskemleye oturmu, hi konumadan, onun gs hrldayarak nefes aln seyrediyordum. Odada baka kimse yoktu. Yan bandaki komodinin zerinde, ila ielerinin arasnda duran byk bir cep saati oday madeni bir sesle dolduruyordu. Hasta, ukura kaan gzlerini aarak: "Bugn biraz iyiyim!" dedi. "Elbette... Hep byle devam edecek deil ya..." O zaman, adeta mteessir bir edayla: "Peki ama, bu daha ne kadar devam edecek?.." diye sordu. Sualinin hakiki manasn anlam ve dehete dmtm. Sesindeki bkknlk onun ne kastettiini gsteriyordu. "Ne oluyorsunuz Raif bey?" dedim. 40

  • Gzlerini gzlerime dikerek, srarla sordu: "Peki ama, ne lzum var? Yetmez mi artk?.." Bu srada Mihriye hanm ieri girdi. Bana sokularak: "Bugn iyice!" dedi. "Artk bunu da atlatt inallah!" Sonra kocasna dnd: "Pazara amar ykanacak... u senin havluyu beyefendi getiriverse!" Raif efendi peki makamnda ban sallad. Kadn dolapta bir eyler arayp aldktan sonra tekrar kt. Hastann halindeki ufak bir iyilik karsnn btn tela ve heyecanlarn alp gtrmt. imdi kafas eskisi gibi ev dertleri, yemek ve amar ileriyle doluydu. Btn basit insanlarda olduu gibi, kederden sevince, heyecandan sknete geiyor ve btn kadnlar gibi her eyi abucak unutuyordu. Raif efendinin gzlerinde, hzn dolu ve derin bir glmseme vard. Karyolann ayakucunda asl duran ceketini bayla gstererek: "urada, sa cebimde bir anahtar olacak, onu al da, benim masann st gzn a. Hanmn syledii havluyu getiriver... Zahmet olacak ama... " dedi. "Yarn akam getiririm!" Gzlerini tavana dikerek uzun mddet sustu. Birdenbire ban bana evirdi: "Orada, gzn iinde ne varsa hepsini getir!" dedi. "Ne varsa... Bizim hanm galiba benim bir daha irkete gidemeyeceimi sezdi... Bizim yolculuk artk baka yere..." Tekrar ba yasta gmld. Ertesi gn akamzeri irketten ayrlmadan evvel Raif efendinin masasna gittim. Sa tarafta st ste gz vard. Evvela alttakileri atm; biri bombotu, tekinde birtakm ktlar ve tercme msveddeleri vard. st gze anahtar sokarken rperdim: Raif efendinin senelerden beri oturduu iskemlede oturduumu ve onun her gn birka defa yapt hareketi tekrar ettiimi imdi fark etmitim. Acele ile gz ektim. Buras da bo gibiydi. Yalnz bir kenarda olduka kirli bir havlu, gazele kdna sarlm bir sabun paras, bir sefertas gz, bir atal ve Singer marka burgulu bir ak vard. Bunlar abucak bir 41

  • kda sardm. Gz yerine iterek ayaa kalktm, fakat arka taraflarda herhangi bir eyin kalm olabilecei aklma gelerek gz yeniden ektim ve elimle iini aratrdm. Hakikaten ta dipte defter gibi bir ey vard. Onu da alarak dier eyann arasna koydum ve dar frladm. Odann iinde kaldka, Raif efendinin bir daha bu iskemleye oturmamas ve bu ekmeceyi bir daha amamas ihtimali zihnimden kmyordu. Evde gene byk bir telala karlatm. Kapy Necla at ve beni grnce: "Sormayn, sormayn!" diye ban sallad. Adeta aile efradndan biri gibi olmutum ve ev halk beni yabanc telakki etmiyordu. Gen kz: "Babam gene fenalat!" dedi. "Bugn iki defa fenalk geldi. ok korktuk. Enitem doktor getirdi, imdi yannda... ne yapyor... " Ve hemen hastann odasna dald. eri girmedim. Holdeki iskemlelerden birine oturarak kda sarl paketi nme koydum. Mihriye hanm birka kere dar kt halde bu zavall eyay ona vermeye utanyordum. eride bir insan canyla urarken onun yaknlarndan birine kirli bir havlu ve eski bir atal uzatmak pek mnasebetsiz bir ey olurdu. Ayaa kalkp ortadaki byk masann etrafnda dolatm. Bfenin aynasnda kendimi grdm zaman olduka ardm. Sapsar kesilmitim. Kalbim hzla atmaya balad. Kim olursa olsun, bir insann yaamakla lmek arasndaki byk kprde abalamas korkun bir eydi. Sonra, onun en yaknlar: Kars, kzlar, akrabalar dururken, benim onlardan fazla alaka ve teessr gstermeye hakkm olmadn dndm. Bu srada gzm misafir odasnn aralk kapsndan ieri iliti. Biraz yaklap baknca Raif efendinin kaynbiraderleri Ci-hat'la Vedat' grdm. Bir kanepeye yan yana oturmular, sigara iiyorlard. Mthi bir i skntsyla kvrandklar ve evi brakp kamadklar iin kendi kendilerine ierledikleri belliydi. Nurten bir koltua oturmu, ban koluna dayamt; alyor, yahut uyuyordu. Biraz tede, Raif efendinin baldz Ferhunde, iki ocuunu kucana oturtmu, onlarn grlt etmelerine mni olmak iin bir eyler sylyor, fakat her halinden, ocuk avutmann ne kadar acemisi olduu anlalyordu. 42

  • Hastann kaps ald ve doktor, arkasnda Nurettin beyle beraber, kt. Btn lakaytlna ramen can sklm bir hali vard. "Yanndan ayrlmayn ve akse* gelirse o inelerden yapn" diyordu. Nurettin bey kalarn atarak sordu: "Tehlikeli mi?" Doktor, byle vaziyetlerde her meslektann verdii cevapla mukabele etti: "Belli olmaz!" Ve baka suallere maruz kalmamak, hele hastann kars tarafndan taciz edilmemek iin paltosunu ve apkasn abucak giydi ve Nurettin beyin daha evvel avcunda hazrlam olduu gm liray yzn buruturup alarak, evi terk etti. Yavaa hastann kapsna sokuldum. eri baktm. Mihriye hanmla Necla, byk bir merakla, nlerinde gzleri kapal yatan adama bakyorlard. Gen kz beni grnce bayla iaret ederek ard. imdi annesiyle beraber, hastann halinin bende uyandraca tesiri grmek istiyorlard. Bunu fark ettiim iin btn kuvvetimle kendime hkim olmaya altm. Grdmden msterih olmu gibi bir tavrla hafife bam salladm. Sonra, sol tarafmda adeta ba baa vermi duran kadnlara dnerek, zoraki bir glmseme ile: "Korkulacak bir ey yok herhalde... Atlatacak inallah!" dedim. Hasta gzlerini aralad, tanyamam gibi bana bir mddet bakt. Sonra byk bir gayret sarf ederek ban karsna ve kzna evirdi, anlalmaz birka kelime mrldand, yzn buruturarak birtakm iaretler yapt. Necla sokuldu: "Bir ey mi istedin babacm?" "Haydi, siz biraz kn!" Sesi pek hafif ve kesikti. Mihriye hanm bize iaret etti. Fakat bunu gren hasta, elini yataktan dar kararak bileimden yakalad ve: " Nbet. 43

  • "Sen gitme!" dedi. Kadnlar biraz armlard. Necla: "Babacm, kolunu karmasana!.. " diye sylendi. Raif efendi: "Biliyorum, biliyorum!" demek isteyen bir hareketle abuk abuk ban sallad ve onlara, kmalar iin, tekrar iaret etti. ki kadn da yzme sorgucu gzlerle bakarak oday terk ettiler. O zaman Raif efendi, tamamen unutmu olduum, elimdeki paketi gsterdi: "Hepsini getirdin mi?" Evvela anlayamayarak yzne baktm. Bu kadar merasim bunu sormak iin miydi? Hasta hl yzme bakyor ve gzleri, byk bir merak iindeymi gibi parlyordu. lk defa bu anda mahut siyah kapl defteri hatrladm. Onu bir kere bile ap bakmam, iinde ne olduunu merak etmemitim. Raif efendinin bu neviden bir defteri olaca aklma bile gelmezdi. Paketi sratle ap iindeki havlu vesaireyi kapnn arkasndaki bir iskemlenin zerine koydum. Sonra defteri elime alarak Raif efendiye gsterdim: "Bunu mu istiyordunuz?" Bayla "evet" diye iaret etti. Yavaa defterin yapraklarn kartrdm. imde mukavemet edilmez bir merakn gitgide bydn hissediyordum. Tek izgili sahifelerde, iri ve intizamsz harfler, gayet acele yazld belli satrlar vard. lk sahifeye bir gz attm, serlevha filan yoktu. Sa tarafta 20 Haziran 1933 tarihi ve hemen bunun altnda u satrlar vard: "Dn bamdan garip bir hadise geti ve bana on sene evvelki baka birtakm hadiseleri yeniden yaatt... " Alt tarafn okuyamadm. Raif efendi tekrar kolunu karm ve elimi tutmutu. "Okuma!" dedi ve bayla odann kar tarafn iaret ederek mrldand: "Onu uraya at!.. " 44

  • Gsterdii tarafa baktm. Mika levhalarn arkasnda parlayan kzl gzleriyle demir sobay grdm. "Sobaya m?" "Evet!" Bu anda merakm bsbtn artt. Raif efendinin defterini ellerimle yok etmek, benim iin imknszd: "Ne mnasebet, Raif bey!" dedim. "Yazk deil mi? Size uzun zaman arkada olmu bir defteri manasz yere yakmak doru mu?" "Lzumu yok!" dedi ve bayla tekrar sobay gsterdi. "Artk lzumu yok!" Onu bu fikirden vazgeirmenin mmkn olmayacan anladm. Herkesten saklad ruhunu ihtimal ki bu deftere dkmt ve imdi onunla beraber gitmek istiyordu. insanlara kendinden hibir ey brakmak istemeyen ve yalnzln, lme giderken bile beraber alan bu adama kar iimde nihayetsiz bir merhamet ve onun mukadderatna kar nihayetsiz bir alaka uyand. "Sizi anlyorum Raif bey!" dedim. "Evet, gayet iyi anlyorum. Her eyinizi insanlardan kskanmakta haklsnz. Bu defteri yakmak istemeniz de doru... Fakat bunu bir mddet, hi olmazsa bir gn geri brakamaz msnz?" Gzleriyle: "Neden?" diye sorarak yzme bakt Baladm eye devam etmek ve son bir areyi denemek iin ona daha ok sokuldum ve kendisine kar duyduum btn alaka ve sevgiyi gzlerimde toplamaya altm. "Bu defteri bir gece, yalnz bu gece bende brakmaz msnz? Bu kadar zaman arkadalk ettik, bana kendinize dair hibir ey sylemediniz... Sizi merak etmemi tabii bulmuyor musunuz? Bana kar da bu kadar saklanmaya muhakkak lzum gryor musunuz? Dnyada benim iin en kymetli insansnz... Buna ramen sizin gznzde herkes gibi bir hi olduumu syleyerek mi beni brakp gitmek istiyorsunuz?" Gzlerim yaarmt. Gsmn ii titreyerek, szme devam ettim. Aylardan beri beni kendisine yaklatrmaktan kaan bu adama kar ruhumda biriken sitemleri de sanki bu anda or-laya dkyordum: 45

  • "insanlardan itimadnz ekip almakla belki haklsnz. Fakat bunun istisnalar yok mu? Olamaz m? Unutmayn ki siz de bu insanlardan birisiniz... Yaptnz nihayet manasz bir hodbinlik olabilir." Bu szlerin, ar bir hastaya sylenecek eyler olmadn hatrlayarak sustum. O da susuyordu. Nihayet son bir gayretle: "Raif bey, siz de beni anlaynz! Sizin sonunda bulunduunuz yolun ben daha balarmdaym. nsanlar renmek, bilhassa insanlarn size ne yaptklarn bilmek istiyorum..." dedim. Hasta ban iddetle sallayarak szm kesti. Bir eyler mrldanyordu; eildim, nefesini yzmde hissediyordum: "Hayr, hayr!" diyordu. "nsanlar bana hibir ey yapmadlar... Hibir ey... Hep ben... Hep ben..." Birdenbire sustu ve enesi gsne dt. Daha hzl nefes alyordu. Bu sahnenin onu yorduu muhakkakt. Ben de byk bir ruhi yorgunluk duymaya balamtm. Defteri sobaya atp dar kamay dnyordum. Hasta tekrar gzlerini at:. "Hi kimsenin kabahati yok... Hatta benim bile!.." Szne devam edemedi. ksryordu. Nihayet gzleriyle defteri iaret ederek: "Oku, greceksin!" dedi. Bunu bekliyormu gibi hemen siyah kapl defteri cebime koydum. "Yarn sabah getirir, gznzn nnde yakarm!" dedim. Hasta, biraz evvelki titizliine hi benzemeyen bir tavrla: "Ne yaparsan yap!" makamnda omuzlarn silkti. Hayatnn en mhim ksmlarn ihtiva ettii muhakkak olan bu defterle bile artk alakasn kesmi bulunduunu anladm. Ayrlmak iin elini ptm. Dorulmak istediim zaman beni brakmad, kendine doru ekti, evvela alnmdan, sonra yanaklarmdan pt. Bam kaldrnca gzlerinden akaklarna doru yalar szdn grdm. Raif efendi bunlar saklamak veya silmek iin hibir harekette bulunmuyor, gzlerini krpmadan bana bakyordu. Ben de kendimi tutamam, alamaya balamtm; bu ancak fevkalade byk ve sahici kederlerde grlen, sessiz, hkrksz alaylardan biriydi. Ondan ayrl- 46

  • mann bana g geleceini biliyordum. Fakat bunun bu kadar korkun, bu kadar ac olacan tasavvur edememitim. Raif efendi, tekrar dudaklarn kmldatt. Duyulur duyulmaz bir sesle: "Seninle hi yle uzun boylu konuamadk evladm... Yazk!" dedi ve gzlerini kapad. Artk birbirimize veda etmi bulunuyorduk... Kapnn nnde bekleyenlere yzm gstermemek iin adeta koarcasna holden getim ve sokaa frladm. Yolda souk bir rzgr yanaklarm kuruttu. Hi durmadan "Yazk!.. Yazk!.. " diye syleniyordum. Otele geldiim zaman arkadam uyumu buldum. Yataa girerek baucumdaki kk lambay yaktm ve derhal Raif efendinin siyah kapl mektep defterini okumaya baladm: 20 Haziran 1933 Dn bamdan garip bir hadise geti ve bana on sene evvelki baka birtakm hadiseleri yeniden yaatt. Unutup gittiimi zannettiim bu hatralarn, bundan sonra beni hi brakmayacaklarn biliyorum... Hangi hain tesadf dn onlar yolumun stne kard ve beni, senelerden beri dalm olduum derin uykudan, artk yava yava altm hissiz uyuukluktan ayrd. Deli olacam, yahut leceim dersem yalan sylemi olurum. nsan tahamml edemeyeceini zannettii eylere pek abuk alyor ve katlanyor. Ben de yaayacam... Ama nasl yaayacam!.. Bundan sonraki hayatm nasl dayanlmaz bir ikence olacak!.. Ama ben dayanacam... imdiye kadar olduu gibi... Yalnz bir eye dayanmak artk benim iin mmkn deil: I ler eyi kafamda yalnz bama saklayamayacam. Sylemek, bir eyler, birok eyler anlatmak istiyorum... Kime?.. u kosko-.man dnyada benim kadar yapayalnz dolaan bir insan daha var m acaba? Kime, ne anlatabilirim? On seneden beri hi kimseye bir ey sylediimi hatrlamyorum. Bouna yere herkesten kam, bo yere btn insanlar kendimden uzaklatr- 47

  • mm; ama bundan sonra baka trl yapabilir miyim? Artk hibir eyin deimesine imkn yok... Lzum da yok. Demek byle olmas icap ediyormu. Yalnz syleyebilsem... Bir kiiye olsun iimdekileri dkebilsem... Bunu sahiden istesem bile artk byle bir insan bulmama imkn yok... Bende arayacak hal kalmad... Kalsa da aramam... Zaten bu defteri neden aldm? Kk bir midim olsa, dnyada en sevmediim bu yazmak iine kalkr mydm? nsann muhakkak kendini boaltmas lazm... Dnk hadise olmasayd... Ah, dn her eyi renmi olmasaydm... imdi eski ve belki de rahat hayatm devam edecekti... Dn sokakta giderken iki kiiye rast geldim. Birini ilk defa gryordum, teki de dnyada bana belki en uzak insanlardan biriydi. Bunlarn hayatm zerinde bu kadar mthi tesirleri olabilecei aklma gelir miydi? Fakat mademki bir kere yazmaya karar verdim, her eyi sknetle ve batan anlatmalym... Bu takdirde birka sene, hatta on on iki sene geriye gitmek lazm... Belki de on be... Fakat sklmadan yazacam... Belki manasz tafsilat arasnda asl korkun taraflar bomak, onlarn tesirinden kurtulmak mmkn olur. Belki yazacaklarm yaadm kadar ac olmaz ve ben biraz ferahlarm. Birok eylerin zannettiimden daha ehemmiyetsiz, basit olduunu grp kendi heyecanmdan utanrm... Belki... Babam Havranlyd. Ben orada dodum ve bydm. Orada ilk tahsilimi yaptm, sonra bir mddet, bize bir saat kadar uzaktaki Edremit idadisine gidip geldim. Umumi Harbin son senelerinde, on dokuz yalarnda askere alndm; fakat daha talimgahta mtareke ilan edildi. Kasabaya dndm. Tekrar idadiye devam edip bitirmedim. Zaten okumaya pek hevesim yoktu. Araya giren bir senelik zaman ve o sralarda bu havalide hkm sren karmakark vaziyet beni tahsilden soutmutu. Mtarekeden sonra btn balar gevemi, ne doru drst bir hkmet, ne de muayyen bir fikir ve hedef kalmt. Baz mmtakalar ecnebi kuvvetleri tarafndan igal ediliyor, birdenbire treyen bir sr eteler, trl trl namlar altnda, ba- 4B

  • m dmana kar cephe kurarak, bazan kyleri soyarak faaliydi gsteriyor; dn bir kahraman olarak ismi azdan aza do-l.an bir sergerdenin bir hafta sonra tenkil edildii ve lsnn Edremit'te Konakn meydannda asl durduu ilan ediliyordu. Byle bir devirde, drt duvar arasna kapanarak Osmanl tarihi veya musahabat- ahlkiye* okumak pek cazip bir ey deildi. Yalnz, memleketin olduka hali vakti yerindelerin-den saylan babam, nedense beni okutmak sevdasna dm-l. Akranlarmdan birounun apraz fieklikler takp mavzeri srtlayarak etelie ktn, bunlardan bir ksmnn dman, bir ksmnn ekya tarafndan ldrldn grnce, benim de akbetimden korkmaya balamt. Hakikaten ben de bo durmak istemiyor, gizli gizli hazrlanyordum. Fakat bu srada igal kuvvetleri kasabaya geldiler ve her trl kahramanlk heveslerim, iimde boulup kalmaya mahkm oldu. Birka ay serseri gibi dolatm. Arkadalarmn ou ortadan kaybolmutu. Babam beni stanbul'a gndermeye karar verdi. Nereye gideceimi o da bilmiyor, "Bir mektep bul, oku!" diyordu. Daima biraz beceriksiz ve mahcup bir ocuk olduum halde babamn bana byle sylemesi, olunu ne kadar az tandn gstermeye kfiydi. Ne olsa, iimde baz cihetlere doru gizli birtakm arzular duyuyordum. Mektepteyken hocalarmn takdirini kazandm bir ders vard: Olduka iyi resim yapyordum. stanbul'daki Sanayii Nefise Mektebi'ne** girmek ara sra aklmdan geer ve bana tatl hayaller kurdururdu. Zaten kkten beri hakikatten ziyade hayal dnyasnda yaayan sessiz bir ocuktum. Tabiatmda manasz denilecek kadar ileri giden bir ekingenlik vard ki, ok kere etrafm tarafndan yanl anla-lmama, aptal yerine konmama sebep olur ve beni zerdi. Hibir ey beni, hakkmdaki bir kanaati dzeltmek mecburiyeti kadar korkutmazd. Snfta arkadalarmn yapt bir kabahat daima benim zerime atld halde ben kendimi bir kelime ile olsun mdafaaya cesaret edemez, eve dndm zaman bir kenara saklanp alardm. Annemin ve bilhassa babamn bana sk * Ahlak sohbetleri. ** Gzel Sanatlar Akademisi. 49

  • sk: "Yahu, sen kz olacakmsm ama yanl domusun!" dediklerini hatrlyorum. En byk zevkim evin bahesinde veya derenin kenarnda yalnz bama oturup hlyalara dalmakt. Bu hlyalar, hareketlerimle byk bir tezat tekil edecek kadar cesurca ve geniti: Okuduum saysz tercme romanlarndaki kahramanlar gibi, her szme tereddtsz itaat eden maiyetimle beraber ortal kasp kavurduum, bir mahalle tede oturan ve iimde eklini pek tayin edemediim tatl arzular uyandran Fahriye ismindeki bir kz, yzmde bir maske ve belimde ifte tabancalarla, dalardaki muhteem maarama kardm olurdu. Onun evvela nasl korkup rpnacam, sonra, nmde tir tir titreyen insanlar, maaradaki emsalsiz zenginlii grnce nasl byk bir hayrete deceini ve nihayet yzm anca, saklayamad bir sevinle nasl haykrarak boynuma atlacan tasavvur ederdim. Bazan byk kifler gibi Afrika'da gezer, yamyamlar arasnda grlmemi maceralar geirir, bazan mehur bir ressam olur ve Avrupa'y dolar-dm. Btn okuduum kitaplar, Misel Zevako'lar, Jl Vern'ler, Aleksandr Duma'lar, Ahmet Mithat Efendi'ler, Vechi Bey'ler kafamda silinmez ekilde yer tutmulard. Babam bu kadar okumama kzar, bazan romanlar alp atar, bazan geceleri odama k verdirmezdi. Fakat benim her eye bir are bulduumu, kk kaytan fitilli idare lambasnn altnda kendimden geerek "Paris Esrar"n veya "Sefiller"i okuduumu grnce tazyikinden vazgemiti. Elime geen her eyi okuyor ve her okuduum eyin, ister Msy Lkok'un maceralar, ister Murat Bey'in tarihi olsun, tesiri altnda kalyordum. Eski bir Roma tarihinde, Mucius Scaevola isminde bir murahhasn* dmanla sulh mzakeresi yaparken, kendisine teklif edilen artlar kabul etmezse ldrlecei yolundaki tehdide cevap olarak, kolunu yan bandaki atee sokup dirseine kadar yaktn ve bu srada sknetle mzakereye devam ederek, byle tehditlerle korkutulamayacam gsterdiini okuduum zaman, elimi ayn ekilde bir atee sokmak ve ayn meta* Elinin. 50

  • neti nefsimde denemek arzusuna kaplm ve parmaklarm olduka ar bir ekilde yakmtm. En byk bir acya yzndeki tebessm muhafaza ederek tahamml eden bu adamn hayali beni hibir zaman terk etmemitir. Bir zamanlar kendim de yaz yazmaya, hatta ufak iirler karalamaya kalkm, fakat bundan abuk vazgemitim: imdekileri herhangi ekilde olursa olsun darya vurmak korkusu, bu manasz ve lzumsuz rkeklik yaz yazmama mniydi. Yalnz resim yapmaya devam ediyordum. Bu i bana, iimden bir ey vermek gibi gelmiyordu. Dary alp bir kda aksettirmekten, bir mutavasstlk-tan* ibaret grnyordu. Nitekim iin byle olmadn anlaynca bundan da vazgetim... Hep o korku yznden... Resim yapmann da bir nevi ifade, bir i ifadesi olduunu stanbul'da ve Sanayii Nefise mektebinde, hi kimsenin yardm olmadan, kendi kendime rendim ve mektebe devam etmez oldum. Zaten hocalar da bende fazla bir ey bulmuyorlard. Evde veya atlyede karaladm eyler arasndan ancak en manaszlarn gsterebiliyor, bana dair herhangi bir ey ifade eden, iinde benden herhangi bir ey bulunan resimleri byk bir titizlikle saklyor ve ortaya karmaktan utanyordum. Bunlar tesadfen birinin eline gese, plak ve mahrem bir halde yakalanm bir kadn gibi aryor, kpkrmz oluyor ve ka-yordum. Ne yapacam bilmeden uzun zaman stanbul'da dolatm. Mtareke seneleriydi, ehir benim tahamml edemeyeceim kadar haysz ve karmakark olmutu. Havran'a dnmek iin babamdan para istedim. On gn kadar sonra uzun bir mektup aldm. Babam benim ie yarar bir adam olmam iin son bir tedbire bavuruyordu. Almanya'da, parann kymetini kaybetmesi yznden, ecnebilerin gayet ucuz, hatta stanbul'dakinden daha az bir para ile geindiklerini bir yerden duymu, benim oraya giderek "sabunculuk, bilhassa mis sabunculuu" renmemi sylyor, yol parasyla dier masraflar iin bir miktar para yolladn bildiriyordu. Fevkalade sevindim. Bu sanatlara kar bir heves duy* Araclktan. 51

  • duumdan filan deil, ocukluumdan beri gzlerimin nnde bin bir ekilde canlanan, birok hayallerime mevzu olan Avrupa'y grmek frsatnn byle hi beklemediim bir zamanda -kvermesinden sevindim. Babam mektubunda: "Bir iki senede bu ii renip gelirsen, bizim burdaki sabunhaneyi bytr, slah eder ve senin idarene veririm, sen de ticaret hayatna atlarak altn bileziin sayesinde mesut ve mreffeh olursun!" diyordu. Fakat ben iin bu tarafn dnmyordum bile... Bir ecnebi dil reneceimi, bu dilde kitaplar okuyacam, ve asl, imdiye kadar sadece romanlarda rastladm insanlar ite bu "Avrupa"da bulacam tahmin ediyordum. Zaten muhitimden uzak duruumun, vahiliimin bir sebebi de kitaplarda tantm ve benimsediim insanlar muhitimde bulamaym deil miydi? Bir hafta iinde hazrlandm ve Bulgaristan zerinden trenle Berlin'e hareket ettim. Hi lisan bilmiyordum. Drt gnlk yolculuk esnasnda bir mkleme* kitabndan ezberlediim be on kelime sayesinde, adresini daha stanbul'dayken defterime yazdm bir pansiyona gittim. lk haftalar, kendimi idare edecek kadar lisan renmek ve hayran hayran etrafma baknarak ehri dolamakla geti. lk gnlerin aknl ok srmedi. Buras da en nihayet bir ehirdi. Sokaklar biraz daha geni, ok daha temiz, insanlar daha sarn bir ehir. Fakat ortada insan hayretinden dp baylmaya sevk edecek bir ey de yoktu. Benim hayalimdeki Avrupa'nn nasl bir ey olduunu ve imdi iinde yaadm ehrin buna nazaran ne noksanlar bulunduunu kendim de bilmiyordum... Hayatta hibir zaman kafamzdaki kadar harikulade eyler olmayacan henz idrak etmemitim. Lisan renmeden bir ie balanamayacan dnerek, Umumi Harp'te Trkiye'de bulunmu ve biraz Trke renmi bir eski zabitten ders almaya baladm. Pansiyon sahibi madam da bo zamanlarn benimle gevezelie hasrediyor ve yardmda bulunuyordu. Pansiyonun dier mterileri de bir * Konuma. 53

  • I kle ahbaplk etmeyi frsat sayyorlar ve sama sapan suallerle bam iiriyorlard. Akam yemeklerinde sofra banda luplanan kalabalk, olduka renkliydi. Bunlarn arasnda bil-l.ssa Hollandal bir dul kadn olan Frau van Tiedemann, Por-lekizli bir tccar olan ve Berlin'e Kanarya adalarndan portakal getiren Herr Camera ve ihtiyar Herr Dppke benimle ahbaptlar. Bu sonuncusu Almanya'nn Kamerun mstemlekesinde ticaret yaparken mtarekeden sonra her eyini brakarak vatanna snm bir adamd. Kurtarabildii bir miktar parasyla olduka mtevaz bir hayat sryor, gnn, o sralarda Ber-I i n'de pek bol olan siyasi toplantlara gidip akamlar intibalarni anlatmak suretiyle geiriyordu. ok kere, yeni tant terhis edilmi isiz Alman zabitlerini de yannda getirir ve onlarla, saatlerce mnakaa ederdi. Benim yarm yamalak anladma gre Almanya'nn kurtuluunu Bismark gibi demir iradeli bir adamn ibana gemesinde ve hi vakit geirmeden silahlanmaya balayarak ikinci bir harple hakszlklar dzeltmekte buluyorlard. Bazan pansiyon mterilerinden biri gider, alan odaya hemen bir baka misafir gelirdi. Fakat zamanla bu deimelere, yemek yediimiz karanlk salonun daima yank duran krmz abajurlu elektriine, gnn hibir zamannda eksik olmayan eitli lahana kokularna, sofra arkadalarmn siyas mnakaalarna alm, hatta bunlardan sklmaya balamtm. Hele bu mnakaalar... Herkesin Almanya'y kurtarmak iin kendine gre bir fikri vard. Fakat btn bu fikirler hakikaten Almanya'ya deil, her birinin kendi ahsi menfaatlerine balyd. Para dknl yznden servetini kaybeden ihtiyar bir ka-dn, zabitlere kzyor, zabitler grev yapan ameleyi ve harbe devam etmek istemeyen askerleri kabahatli buluyor, mstemleke tccar durup dururken, harp aan imparatora kfr ediyordu. Sabahlar odam dzelten hizmeti kz bile benimle siyasetten konumaya kalkar, bo zamanlarnda derhal gazetesini okumaya koyulurdu. Onun da kendine gre ateli kanaatleri vard ve bunlardan bahsederken yz bsbtn kzarr, yumruunu skarak havada sallard. 53

  • Almanya'ya niin geldiimi unutmu gibiydim. Sabunculuk meselesini babamdan mektup aldka hatrlyor, henz lisan renmekle megul olduumu, yaknda bu neviden bir messeseye mracaat edeceimi yazarak hem onu, hem kendimi avutuyordum. Gnlerim birbirine tpk pksna benzeyerek geiyordu. Btn ehri, hayvanat bahesini, mzeleri dolamtm. Bu milyonluk ehrin birka ay iinde tkenivermesi bana adeta yeis veriyordu. Kendi kendime: "te Avrupa! Ne var burada sanki?" diyor ve esas itibariyle dnyann pek skc olduuna hkmediyordum. Ekseriya leden sonralar byk caddelerde, kalabaln iinde dolar, yzlerinde ok mhim iler yapm insanlara mahsus bir ciddilikle evlerine dnen veya bir erkein koluna aslarak baygn gzleriyle etrafa tebessm saan kadnlar ve yrylerinde hl asker admlarn muhafaza eden erkekleri seyrederdim. Babama bsbtn yalan sylemi olmamak iin, birka Trk arkadan yardmyla, bir lks sabun firmasna mracaat ettim. Bir sve grubuna ait olan messesenin Alman memurlar, her z unutulmam olan silah arkadalnn verdii bir alakayla, beni gayet iyi karladlar, fakat bu meslein, Havran'da-ki sabunhanemizde gre gre rendiimden daha derin taraflarn, galiba firmann srndr diye, bana gstermekten ekin- Belki de bende bu ie fazla bir heves grmediklerinden, bouna yere vakit ziyan etmemek iin byle yaptlar. Yava yava ben fabrikaya uramaz oldum, onlar neredeydin demediler, babam mektuplarnn arasn uzatt ve ben, Berlin ehrinde, ne yapacam, buraya niin geldiimi hi aklma getirmeden, yaamaya devam ettim. Haftada defa akamzerleri eski zabitten Almanca ders alyor, gndzleri mzelerdeki ve yeni alan galerilerdeki tablolar seyrediyor ve pansiyona daha yz adm uzaktayken burnumda lahana kokular hissediyordum. Fakat ilk aylar geince eskisi kadar canm sklmamaya balad. Yava yava kitap okumaya alyor ve bu iten zamanla daha ok zevk duyuyordum. Bir mddet sonra bu adeta bir iptila halini ald. Yata- 54

  • n zerine yzkoyun yatarak kitab nme aar, yan bama eski ve kaim lgat kitabn kor, saatlerce kalrdm. ok kere lgat aramaya bile tahamml edemez, cmlelere karine*yle mana vererek geerdim. Gzmn nnde yepyeni bir dnya alr gibiydi. Bu sefer okuduklarm, ocukluumun ve ilk genliimin tercme veya telif kitaplar gibi sadece kahramanlardan, fevkalade insanlardan ve grlmemi maceralardan bahsetmiyorlard. Hemen hemen hepsinde kendimden, etrafmdan, grdklerim ve duyduklarmdan birer para buluyordum. Evvelce iinde yaadm halde anlamadm, grmediim eyleri birdenbire hatrlyor, onlara imdi hakiki manalarn verdiimi zannediyordum. zerimde en ok tesir yapanlar Rus muharrirleriydi. Turgenyef in koskocaman hikyelerini bir defada sonuna kadar okuduum oluyordu. Hele bunlardan bir tanesi gnlerce sarsmt. Klara Mili ismindeki bu hikyenin kahraman olan kz, olduka saf bir talebeye k oluyor, fakat buna dair hi kimseye bir ey sylemeden, byle bir aptal sevmenin hica-byla,** mthi iptilasnn*** kurban olup gidiyordu. Bu kz nedense kendime pek yakn bulmutum, iinden geenleri sy-leyememek, en kuvvetli, en derin, en gzel taraflarn mthi bir kskanlk ve itimatszlkla saklamak cihetinden onu kendime benzetiyordum. Mzelerdeki eski resim statlar da artk bana sklmadan yaamak imknn veriyorlard. National Galeri'deki bir tabloyu saatlerce seyrettiim ve sonra gnlerce ayn ehreyi ve manzaray kafamda yaattm oluyordu. Almanya'ya geleli bir sene olmak zereydi. Gnn birinde, gayet iyi hatrlyorum, yamurlu ve karanlk bir terinievvel**** gnnde,